Gençler

Baharın en güzel yaprakları olan

Lakin gözleri kapalı, düşünceleri savruk, kelamlar bilinçsiz, en önemlisi de kalpler boş… Uçurumun kenarında bekliyor ruhlarımız ha gitti ha gidecek. En güzel hallerimizi, en ehemmiyetli yıllarımızı gözü kaplı sarf ediyoruz en şiddetli sonbaharlara. Tek bir yaprağımız kalmayana dek uğraşıyoruz adeta.

Biliyoruz ki bu gençlik gidecek,biliyoruz ki bu yeşermeye yüz tutan zamanlarımız solacak. Üstadımız Said Nursi’nin de dediği gibi: “Sizdeki gençlik katiyyen gidecek.Eğer siz daire-i meşru da kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde,hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve alemleri getirecek. Eğer terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taate sarf etseniz, o gençlik kazanmasına sebep olacak.

Bir gençlik yetişti günümüzde; daha doğrusu bir gençlik yetiştirildi. Var oluş gayesini bilmeyen, hayatı bir takım geçici heveslere bağlayan bir gençlik bu. Dikkatini müziğe çektiler. Dansa, Eğlenceye… İçkiye,kumara..Sonuçta dinini,imanını,Ailesini hatta yaşamayı bile sevmeyen bir gençlik çıktı ortaya. Öyle bir gençlik ki hayatı tozpembe gördüğü için aklından çok hissiyatını dinliyor. Lezzet diye tattığı şeyler hüzün ve gam yudumluyor adeta. Boş hayâllerin esiri olup gerçek sevgiliyi ve mutluluğu bulamadığı için, geçici heveslere kapılıyor. Sonuçta bunların uğruna gönlü perişan oluyor. Kalbi kırılıyor. Umutları tükeniyor… Kendi olmaktan uzaklaşıyor… İhtiraslara kurban gidiyor.

Peki aileler… O çocuğuna dünyaları değişmeye anneler babalar! Onlar da bu felaketlere çanak tutuyor. Çocuğun en verimli olduğu zamanları çizgi filmlerle,bilgisayar oyunlarıyla geçiriyor. Sonra… En güzel üniversitelerin hayalleri kuruluyor, en iyi dershaneler, en pahalı kitaplar alınıyor.
Gençlik böyle heba olurken aileler alkış tutuyor, onları takdir ediyor, başlarından kendilerine de pay çıkarıyor. Ya kaybolan ruhlar, imansız kalpler, besmelesiz kelamlar… Bu dünyanın sonunda bir cennet var ki göz kamaştırıyor, Efendimiz [asm] bekliyor. Bir de cehennem var ki anlatmaya, hayal etmeye kelamlar yetmiyor, azabını düşünmeye akıl takat getirmiyor. Yetiştirdiğimiz, gençlerimizi kendi ellerimizle sürgüne gönderiyoruz, sonsuzluğa hapsediyoruz, bile bile yan diyoruz!

İbadetin ulviliğini kenara bıraktığımızdan olacak, gencin bir namazının bütün kainatı aydınlatacak bir güneş olduğunu unutuveriyoruz. Maddeye o kadar bağlanmışız ki her şeyin fiyatını bilirken, asıl kıymetli olanları, asıl değerli olanları fark etmiyoruz. Madde ile boğuşurken yine maddeyle cevaplar bulan, her defasında hüznü bütün içtenliğiyle yaşayan ahir zaman gençleri oluveriyoruz…

Her şeye rağmen, çöllerde uçan bir çiçek olabilmek asıl vazifemiz. sokaklar,perişan benliğini arayan, iffetten bihaber gençlerle doluyken; toplumun ahlakını koruyabilmek asıl gençlik. Aciz ve bozulan bedenlere bağlamak yerine,onları bakileştirmek bize yakışan. Şairin de dediği gibi: “İman ile geçen her gece gündüz gibi aydın, Taze bir bahar alemi her anı hayatın...”

Gelen Aramalar:hafsanur siraç

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak



Başa Dön