Anasayfa / Güncel / Peygambersiz Kur’ân-ı Kerim eğitimi olur mu?

Peygambersiz Kur’ân-ı Kerim eğitimi olur mu?

Kur’ân-ı Kerim 23 sene gibi uzun bir zaman diliminde Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’e peyder pey olarak nâzil olmuştur.

Rabbimiz İsrâ sûresi 106. âyette bu hakikati şöyle ilan eder: “Hem onu, bir Kur’ân olarak (âyet âyet) kısımlara ayırdık ki, insanlara onu (iyice anlayabilmeleri için) dura dura okuyunuz! Çünkü onu (hâdiselere göre, size bir dem olmak üzere) azar azar indirdik

Âyetten anlaşılmaktadır ki, her bir âyetin bir nüzul sebebi vardır ve bu nüzul sebepleri Kur’ân-ı Kerim’in âyetleriyle hadis-i şeriflerin ne kadar irtibatlı olduğunu da ortaya koyar.

Kur'ân-ı Kerim Temsili İmajHadis-i şerifleri yok sayarak Kur’ân-ı anlamaya çalışan birisi belli ki, o ilâhi kitabı nüzul bağlamından koparmak ve hevasına göre yorumlamak istiyordur.

Böylece mesela “Kader’e imanı“, “Allah’ın geleceği bileceğini“, “kıyamet alametlerini“, “Allah’ın zamandan bağımsız olduğunu” inkar edebilecek ve daha pek çok fasid görüşünü hadislerin bağlayıcılığından kurtularak ortaya koyabilecektir.

Rabbimiz zaten Levh-i Mahfuz’da kayıtlı olan Kur’ân-ı Kerim’i elbette bir anda indirebilirdi. Ancak böyle yapmamış, onu 23 yıl gibi uzun bir zaman diliminde indirmiştir.

Kur’ân-ı Kerim herkes tarafından tam layıkıyla aynı netlikte anlaşılmış olsaydı bir kere de nazil olur, Peygamberimizin 23 yıl boyunca onu açıklamasına hiçbir gerek kalmazdı.

Kur’ân-ı Kerim’in açıklanma ihtiyacı onun “mübin” yani apaçık oluşuna zıd bir durum değildir.  Evet, Kur’ân-ı Kerim “mübin” dir ama Peygamberimizin açıklamasıyla “mübin” dir, yani hadislerle, sünnetle açıklanmasıyla apaçıktır.

Evet Kur’ân-ı Kerim “mübin” dir ama Kur’ân’ın mesajlarına muhatab olan çoğu insan maalesef o hakikatlere kapalıdır. Çünkü onların dar anlayışları ve kıt imanları bu ulvi hakikatleri kavrayamaz.

Onlar sağırdırlar (hakkı işitmezler), dilsizdirler (hakkı söylemezler), kördürler (hakikati görmezler). Bu yüzden onlar (hakka) dönemezler.” (Bakara 18)

Gelenekler, kültür farklılaşmaları, dil değişmeleri, toplumsal inkılaplar çağın hakim anlayışları gibi bakış açımızı etkileyen durumlar Kur’ân-ı Kerim’in hakkıyla anlaşılmasına engeldir.

Hadis-i şerifler, bütünüyle vahyin ruhuna dayanan saadet asrında Kur’ân-ı Kerim’in nasıl anlaşıldığını ve bugün de nasıl anlaşılması gerektiğini ortaya koyan “açıklama-anlama” prensiplerini hâvidir.

Bu sebeple Kur’ân eğitiminde hadis-i şerifleri, dolayısıyla da Hz. Muhammed (sav)’in müfessirliğinin büyük bir önemi vardır.

Şöyle kaba bir hesaplama yapacak olursak, âyet olarak zikredilen 2 besmelenin dışında Kur’ânda 112 besmele-yi şerife vardır ve bu besmeleler sayılmazsa Kur’ân’ın genelinde 6124 âyet olduğu görülür.

Besmeleler de âyetten kabul edilirse, bu durumda Kur’ân-ı Kerim’de 6236 ayet bulunmaktadır.

Sahih rivayetlerden anlaşılmaktadır ki, sûre başlarındaki besmelelerle birlikte 4743 civarında Kur’ân âyeti Mekke’de, 1493 civarındaki âyet de Medine’de nazil olmuştur.

12 yıl kadar süren Mekke döneminde imana dair yani daha çok tefekkür alanına giren âyetler nazil olmuştur. 12 sene gün hesabıyla yaklaşık 4383 gün ettiğine göre, 4734 ayet ortalama her güne bir âyet düşecek şekilde nâzil olmuştur.

Kur’ân-ı bir anda vahyedebilecekken böyle uzun bir zaman diliminde indiren Rabbimiz, Peygamberimiz’e muallimlik yapabilmesi için gereken süreyi de vermiştir.

Âyet nâzil olmuş, ardından Peygamberimiz kurduğu sohbet halkalarında bu âyeti açıklamış, tefsir etmiştir. Yâni Peygamberimiz ilk muallim olarak Kur’ân âyetlerini hem “kâlem”, hem de “hâlen” tefsir etmiştir. Ahzab Suresi 21. âyet bu hakikati açıkça ortaya koymaktadır: “And olsun ki sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok  zikreden kimseler için Allah’ın Resûlünde güzel bir örnek vardır.

Hadis-i şeriflerde ahlâkının Kur’an ahlakı olduğu belirtilen Peygamberimiz (sav), belli ki insanlığa Kur’ân’ı öğreten bir muallim ve Kur’ân hakikatlerini yaşayan bir model olarak gönderilmiştir.

O da bizim gibi insandır ve bu cihetiyle insan nev’inin muhatab olduğu bütün sorun alanlarıyla yüz yüzedir. Kur’an ayetlerini yaşayarak, bu problemlere en mükemmel çözümleri bulması ile de biz insanlar için en güzel örnektir. Aşağıdaki âyet-i kerime, insanlardan farklı bir melek Peygamber’e değil de bir insan Peygamber’in örnekliğine ne kadar muhtaç olduğumuzu açıkça ortaya koyar: “De ki: ‘Eğer yeryüzünde yerleşmiş kimseler olarak gezip dolaşanlar melekler olsaydı, elbette onlara (da kendi nev’lerinden) gökten melek bir peygamber gönderirdik. (İsrâ 95)

Dikkat edilecek olursa, Medine döneminde nâzil olan 1493 âyetin açıklanması için 11 yıllık gibi uzun bir süre verilmiştir. 1493 âyet için ortalama 4018 günlük uzun bir açıklama süresi verilmiştir. Yani her bir âyet için yaklaşık 3 günlük uzun bir sürenin verilmesi münasip görülmüştür. Bu durum, Medine dönemindeki âyetlerin tefekkürden çok uygulamaya dönük ayetler olmasından kaynaklanabilir. Uygulama numunelerinin ortaya konması için elbette daha zun sürelere ihtiyaç olacaktır.

O mukaddes günleri hayalimizde şöyle bir canlandırdığımızda, âyetlerin nazil olmasıyla birlikte Peygamberimize bu ayetlerle ilgili sorular soran ve bu ayetlerin açıklamalarını isteyen sahabeleri, Suffe ehlini görür gibi oluruz.

Huruf-u mukattaların nâzil oluş anlarını bile düşünsek, Kur’ân’daki ayetlerin Peygamberimizin (sav) açıklamasına ihtiyaç duyduğunu anlarız. Tekrar edilen ayetleri, mesela 78 âyetlik Rahman suresindeki 31 âyeti nazara aldığımızda, mükerrer olmayan her bir ayetin açıklanması için bizim hesapladıklarımızdan daha uzun sürelerin verildiğini hemen anlarız.

Bu apaçık gerçekler göstermektedir ki, Peygamberimizin açıklamalarından ve uygulamalarından uzak bir Kur’ân eğitimi, Kur’ân’ın nüzul ruhuna tamamen aykırıdır.

Hadis-i şerifleri ve Peygamberimizin örnekliğini reddeden anlayışların Kur’an hakkındaki açıklamalarına asla itimad edilmez. Eğer Kurân-ı Kerim Peygamberimizin sözleriyle ve yaşantısıyla açıklanmadan bir anda indirilseydi, vahye muhatap olan insanlar hemen inkâra düşebilirdi. “Hem eğer sana kağıtta (yazılı) bir kitab indirseydik de ona elleriyle dokunsalardı, elbette o inkar edenler (yine): ‘Bu apaçık sihirden başka bir şey değildir! der(ler)di.” (En’am 7)

Hz. Muhammed’in (sav) örnek olmasıyladır ki, İslamiyet ve Kur’ân’ın hakikatleri kısa bir süre içinde berk-i hatif gibi insanlığın beşte birine ulaşmıştır.

Hz. Muhammed’in (sav) Kur’ân’ı yaşayışına muhatap olan, en cahil ve vahşi kabileler bile bu “örneklik” sırrıyla İslam’ın hakikatlerine teslim olmuşlardır.

İşte, bak: Şu cezire-i vâsiada vahşi ve âdetlerine mutaasııp ve inatçı muhtelif akvâmı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyanelerini def’aten kal’ ve ref’ ederek, bütün ahlâk-ı hasene ile teçhiz edip bütün âleme muallim ve medeni ümeme üstad eyledi. Bak, değil zahiri bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir  ediyor. Mahbub-u kulûb, muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu.” (19. Söz 7.Reşha)

O halde Kur’ân-ı Kerim eğitiminde asla ihmal edilmeyecek en önemli husus Peygamberimizin (sav) hadislerine ve örnekliğine her fırsatta müracaat edilmesi olacaktır.

İkinci olarak, Kur’ân’ın hakikatlerini talim eden hocalarımız, ilk muallim Hz. Muhammed (sav)’in talimine uygun olarak öğretecekleri âyetlerin hakikatlerini yaşayarak yaşatarak talim etmelidirler ki, bu eğitimden güzel sonuçlar elde edebilsinler.

Bir yorum

  1. Kur’an’sız peygamber olmadığı gibi peygambersiz Kur’an olabilir mi hiç? bunu bekleyenler zaten yarın Kur’an’ı da yok saymak için beklerler.

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak



Başa Dön