antalya escort istanbul escort ataky escort istanbul escort beylikdz escort escort istanbul ataşehir escort şişli escort ataşehir escort kadıky escort escort beylikdz escort kadıky

Anasayfa / Osmanlıca / Osmanlıca yazmanın önemi

Osmanlıca yazmanın önemi

osmanlıca risale-i nur yazmak önemiRisaleleri yazmanın bir çok faydasından iki tanesi büyük fayda olarak dikkat çekmektedir.

Bu faydaların birincisi Kur’an harfleriyle okuyup yazmayı öğrenmektir.
İkincisi bu kuvvetli iman derslerini bizzat eliyle çoğaltmaktan gelen çok büyük sevapları kazanmaktır.

Üstad Bediüzzaman hazretleri Lem’alar’da, İhlas Risalesi’nin sonundaki Yazı Mektubunda iki hadis-i şerife dayanarak kendi elleriyle Risale-i Nur’u yazanların yüz şehid sevabı kazanabileceğini bildirmektedir. Aynı mektubun haşiyesinde ise Risale-i Nur’u yazmanın beş çeşit ibadet manası taşıdığını şöyle anlatmaktadır:

1- En mühim bir cihat olan ehli dalalete karşı manen cihat etmek.
2- Bu Kur’an hakikatlerini neşretmek hizmetinde Üstadına yardım etmek.
3- Müslümanların imanına hizmet etmek.
4- Kalemle yazarak bizzat ilim tahsil etmek.
5- Bazen bir saati bir sene ibadet sayılan tefekkür ibadetini yapmak.

Ayrıca Emirdağ Lahikası isimli eserindeki bir mektubunda Risale-i Nur’u yazmanın faydalarını şöyle anlatır:
“Kalemle yazarak Nurlara hizmet ve sadakatle talebesi olmanın iki mühim neticesi vardır. Birincisi, Kur’an ayetlerinin de işaretiyle imanla kabre girmektir. İkincisi, bütün Nur Talebeleri’nin manevi kazançlarına ve sevaplarına ortak olmaktır.”

Yine aynı mektubda Üstad Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’ları Kur’an harfleri ile yazmanın manevi çok kazançlarının yanında bu dünyada da beş faydası olduğunu ifade eder. Bu faydalar şunlardır:

  1. Rızkta bereket görmek ve bolluğun artması
  2. Kalpte tatmin ve kalbin rahat etmesi
  3. Geçimde kolaylık (zorluk çekmemek)
  4. Dünya ve ahiret işlerinde muvaffak olmak
  5. Talebelik faziletini kazanmak ve bu sayede bütün Risale-i Nur talebelerinin manevî kazançlarına ve dualarına hissedar olmaktır.

 

Buraya kadar aldığımız faydaların ne kadar büyük sevap ve faziletler olduğu gayet açıktır. Üstad Bediüzzaman’a talebe olmaya niyet eden herkesin bu büyük kazancı kaçırmamaya çalışması gerekir. ( Lem’alar, 21. Lem’a İhlas Risalesi ve Bütün Lâhikalar)

Neden Osmanlıca sualinin cevabı yukarıda kısmen verilmiş olmakla beraber şunu da ilave edelim. Osmanlıca farklı bir dil adı gibi anlaşılabiliyor. Bunun asıl tabiri hatt-ı Kur’an yani Kur’an yazısıdır. Bütün İslam milletlerinin ortak yazısı Kur’an alfabesidir. Her millet kendi diliyle konuşur. Fakat ortak alfabemiz Kur’an harfleridir. Bu kudsi harflerin okuyup yazmasını öğrenmek, her müslüman için; hem dini, hem millî, hem kültürel bir vazifedir. Bin ylı aşkın bir tarihi birikimin Osmalıca olarak el yazması kütüphanelerinde, arşivlerin tozlu raflarında ilgi beklediklerini de dikkate almak lazım.

Üstad Bediüzzaman, Türkçe olan, Risale-i Nur Külliyatı isimli eserlerini, 1926’dan 1960’a kadar telif etmiştir. (Lahikalar ve tercümesi yapılan eserler dahil) Bu 34 yıllık telif dönemi zarfında daima Osmanlı alfabesiyle, yani Kur’an harfleriyle yazdırmıştır.

Ayrıca, Risale-i Nur Talebeleri’nin esas vazifelerinden birinin hatt-ı Kur’an’ı, yani Kur’an alfabesiyle okuyup-yazmayı korumak olduğunu mükerreren beyan etmiştir. Şuurlu bir Müslüman Türk’ün, atalarının bin yıl boyunca kullanmış olduğu, Kur’an’dan alınmış kudsî bir alfabeye ilgisiz kalması, öğrenmemesi hatta öğretmemesi, en azından buna çalışanları lüzumsuz görmesi düşünülemez.

Risaleleri, Osmanlıca asıllarından okumak çok yönden faydalıdır:
1- Harflerindeki kudsîlik sebebiyle ve her iki yazıyı okuyup farkı görebilenlerin vicdânî şehâdetiyle daha fazla feyiz almak mümkün olmaktadır.
2- Hatt-ı Kur’an’ı sürekli okumak-yazmak bu suretle mümkün olmaktadır. Eğer risalelerin Osmanlıcaları olmasa, bugünkü şartlarda Kur’an alfabesi ile yazılmış eserleri bulmak, istifade edebilmek büyük çoğunluk için cidden müşkil olacaktı. Halbuki risaleler sayesinde yediden yetmişe pek çok insan, hemen her gün Osmanlıca ile yani Kur’an alfabesi ile meşgul olmaktadır.
3- Osmanlıca’yı unutulmaktan koruyarak, sünnet-i seniyeye hizmet ve bid’alara muhalefet gibi çok önemli hizmetler yapılmış olmakta ve bunların büyük manevî kazançları elde edilmektedir.

Üstad Bediüzaman’ın Kur’an harflerine verdiği değeri gösteren bazı sözleri:

Risale-i Nur zındıkaya (dinsizliğe) karşı hakaik-i imaniyeyi (iman hakikatlerini) muhafazaya çalışması gibi, bid’ata (yeni harflere) karşı da huruf ve hatt-ı Kur’an’ı (Kur’an harflerini ve yazısını) muhafaza etmek bir vazifesi…(Kastamonu Lahikası)


…düşün ki: Bu hurufatın (harflerin) kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasarette (zararda) olduğunu anla!
(Mektubat, Ramazan Risalesi)

OSMANLICA YAZMAKRisale-i Nur şakirdleri bütün kuvvetleriyle hatt-ı Kur’âniyi harika bir surette neşir ve tamim ile muhafazasına çalıştıkları bir zamanda Hazret-i Ali Radıyallahü Anh tarihiyle ondan haber vermekle gaybî keramatı beyan ettiği yerde ulema içinde birisine iltifat gösteriyor. Elbette bu iltifatın gerçi çok efradı olabilir. Fakat bu karine-i hal gösteriyor ki Risale-i Nur şakirdleri bir hususiyet kesbetmiş ki Hazret-i Ali Radıyallahü Anh iltifatıyla Risale-i Nur’u alkışlıyor. (Sikke-i Tasdik, 18. Lem’a)


Risale-i Nur kendi şakirdleri ile lâakal (en az) yüzer kalemle yüzer parça Risale-i Nur’un eczalarıyla ve intişar eden yirmi bin nüshasıyla lâakal yüz bin âdemi huruf-ı Kur’âniye lehine ve sünnet-i seniyeye ittibaa ve imanlarının takviyesine ve Hazret-i Ali Radıyallahü Anh’ın hiddet ettiği iki cereyana (zındıka ve ulema-i su) karşı tamamıyla mukavemet ettiklerinden elbette Hazret-i Ali Radıyallahü Anh’ın (Ey Kardeşlerim) tabir ettiği ihvanları içinde hususî bir surette onlara bakıyor.”
(Sikke-i Tasdik, 18. Lem’a)

Sual: En mühim hakaik-i Kur’aniye ve imaniye ile meşgul olduğun halde neden onu muvakkaten bırakıp en ziyade manadan uzak olan huruf-u hecaiyenin (Kur’an’daki harflerin) adedlerinden bahs ediyorsun?
Elcevap: Çünkü: Bu meş’um (uğursuz) zamanda Kur’an’ın bir temel taşı olan hurufuna (harflerine) hücum edilir. Ve onların tebdiline (değiştirmeye) çalışıyorlar. Said Nursi” (Rumuzat-ı Semaniye)

Gelen Aramalar:osmanlıca yazma,osmanlıca oku,osmanlıca yazmak,osmanlıca yazı yazma,osmanlıca bilmenin önemi

13 Yorumlar

  1. ahmet düvenci

    maaşallah

  2. dine en çok hizmet eden cemaat bu cemaat işte…

  3. günde 1 sayfa yazıyorum elhamdülillah

  4. Allah daim etsin inş. ancak günde 1 sayfa yazdığını belirtmen gereksiz bişi.

  5. kardeş günde bi sayfa yazmanı beyan etmem yazmakta gevşek davrananları şevklendirir, o yazıyor, bende yazayım diye iştah artırır görüşündeyim.

    yapılan güzellikleri paylaşmalıyız ki kardeşlerin şevki artsın 🙂

  6. Aziz Mahmud Hudayi

    Ahmed Hüsrev Altinbaşağin Efendi Hzlerinin Yazı ve Ezber Hakkindaki Tavsiyeleri
    NUR TALEBELERİNİN İKİ MÜHİM VAZİFESİ: YAZI VE EZBER
    Husrev Efendi, Risale-i Nurların Kur’an hattıyla muhafaza edilmesi hizmetine ve Risale-i Nurların ezber edilmek suretiyle talimine cok ehemmiyet veriyordu. Çünkü Risale-i Nur hizmetine intisap eden talebelerinin en evvel kendi imanlarını kurtarmalarını ve en evvel kendi ruhlarına iman ve Kur’an hakikatlerini nakşetmelerini arzu ediyordu. Hem Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur hizmetinin esaslarından birisinin Kur’an hattını muhafaza etmek olduğunu ve kalemle nurlara hizmet etmenin yüz şehid sevabini kazandıracağını, beş nevi ibadet olduğunu defalarca ilan etmişti. Kastamonu’da yazdığı bir mektubunda ise Risale-i Nur Talebesi ünvanını almanın birinci şartının onu yazmak, yazdırmak ve neşrine yardım etmek olduğunu söylemisti.
    Husrev Efendi de Üstadı gibi ´kalemle hizmet` üzerinde çok duruyor ve yazı yazmanın ehemmiyetini her fırsatta talebelerine ve Anadolunun dört bir yanından gelen dava arkadaşlarına bildiriyor ve doğrudan doğruya ilim tahsili olduğu için ver Kur’an’a hizmet demek olduğu için bütün nafile ibadetlerin fevkinde görüyor idi. Yine bir sohbetinde yazının kıymeti hakkında şöyle demişti: “Kardeşim Risale-i Nur’u yazmak büyük bir manevi cihaddır. Şehitlik mertebesi kazandırır. Bu devirde kurtulmak ancak şehit sevabı kazanmakla mümkün. Cünkü Cenab-ı Hak şehitlerin bütün günahlarını af ediyor. Karanlık bir gecede, karanlık bir ormanın içerisinde bir kibrit başı kadar ışık bir insana ne kadar lazımsa, sizin sarf ettiğiniz mürekkep ahirette o nisbette size fayda verecek. Yazı hizmeti Bediüzzaman Hazretleri Üstadımız zamanından beri devam ediyor.“

    “RİSALE-İ NUR’UN HAKİKATİNE ERMEK VE KEMALE ERMEK İSTERSE ONU YAZMALI VE YAZDIRMALI!“

    Husrev Efendi, Risale-i Nur’a kalemle hizmeti kemale ermenin şartı olarak görmekte ve “Her evliya, Allah’ın yolunda zikirle kemale ermiştir. Risale-i Nur yolunda ise insanlar okuyup yazmakla ve yazdırmakla kemale ererler. Onun icin bir kimse Risale-i Nur’un hakikatine ermek ve kemale ermek isterse onu yazmalı ve yazdırmalı“ demekte idi. Ona göre Kur’an hattını muhafaza etmek için her gün mesai sarf etmek kalplerin ahirete dönmesine de sebep oluyordu. Hatta bir gün bir talebesini “Kardeşim dikkat et! On beş gündür yazı yazmıyorsun, kalbin dünyaya dönüyor!“ diye ikaz etmişti.
    Bediüzzaman Hazretleri’nin Risale-i Nur talebesi olmanın en mühim şartının Risale-i Nur’u yazmak ve yazdırmak olduğunu söylemesi gibi Husrev Efendi de Risale-i Nur dairesinde kalmanın en mühim şartının yazı yazmak, kalemle hizmet etmek olduğunu talebelerine daima söylerdi. Yazının gecmiş bütün günahlara kefaret olacağını söyleyen Husrev Efendi, bir sohbetinde talebelerine yazı yazmanın şehid sevabi kazandıracağını ifade etmişti: “Kardeşim, hepiniz, birer parmağınızı, sağ elinizin baş parmağıyla şehadet parmağı arasında alıp sıkın! Ne kadar acı hissettiniz? İşte, şehid de ölüm anında ancak o karar acı hisseder. Az mıdır kardeşim? Amma, yazmassanız mesul olursunuz. Üstad da, sizi talebeliğe kabul etmez!“

    “YAZI BU DÜNYADA ÇOK KÖTÜLÜKLERE KALKANDIR“

    Husrev Efendi’ye göre Kur’an’ın harfine hizmet pek çok manevi hastalığa, kötülüğe mani olduğu gibi pek çok hayrı ve güzelliği celbedecek bir dua hükmündeydi. Husrev Efendi, bu hakikati, “Bu kardeşin köyünde her sene birkaç kişi vurulurmuş bir çocuk kavgasından bir ***** kavgasından adam öldürülen bir köymüş“ diye tarif ettiği bir talebesine başından gecen bir hadiseyi anlattırarak kalemle hizmetin ehemmiyetini “Kalemle hizmet ederseniz, Cenab-ı Hakk günahlarınızı affedecek. Mes’ul olmayacakasınız. Şehid sevabı verecek. Yazı bu dünyada çok kötülüklere kalkandır“ diyerek ifade etmiş ve bunları söyledikten sonra talebesiyle arasında şöyle bir konuşma gecmişti:
    “Kardeşim sen kac seneden beri yazı yazıyorsun?“
    “Bir seneden daha uzun zamandır efendim.“
    “Peki o zamandan beri köyünüzde cinayet oldumu?“
    “Olmadı efendim“
    “Ondan evvel“
    “Ondan evvel, her sene üç beş kişi öldürülürdü efendim.“
    “Bak kardeşim, sadece senin orda kalemle hizmetinin başkalarına da bu kadar
    faydası oluyor. O kötülüklere de kalkan oluyor gerisini siz kıyas ediniz.“

    “ANCAK YAZI YAZMAKLA BU SEYYİAT ÖNLENEBİLİR“

    Zaman ahirzamandı ve hadis-i şeriflerle bildirilen haberlere göre bu zamanda imanı muhafaza etmek kor ateşi çıplak elde tutmak gibiydi. Bu mealdeki hadis-i şerifi sık sık talebelerine hatırlatan Husrev Efendi ahirzamanda kalemle hizmetin ve Kur’an hattını muhafaza etmenin ehemmiyetini talebelerine şöyle izah etmekteydi:
    “Kardeşim bu günkü seyyiata mukabil karşı gelecek hiç bir amel yoktur. Çünkü bu zamandaki seyyiat her asırdaki seyyiattan daha fazla imanı zedeleyecek ve ortadan kaldıracak hadiselere zemin yüzü bu hale gelmiş. Bu seyyiatı karşılayacak hasenat, ancak şehid sevabı kazandıran hasenattır. Ancak yazı yazmakla bu seyyiat önlenebilir. Yoksa diger ameller bu asırdakı seyyiatı önleyemiyor. Bu asırda en az günah kazananınızın dakikada bin günahi var. Eğer varidatınız olsa, her köşeye bin cami yaptırsanız namaz kılan yok kardeşim. Varidatınız olsa bin çeşme yaptırıp akıtsanız, içene bak. Bin yol yaptırsanız geçene bak… Şehid sevabı olmadıktan sonra bu asırda hiç kimse yakasını kurtaramaz. Çünkü, işlemiş oldugu günahlara karşı mukabele edecek sevabı yok. Kalemle hizmet ederseniz Cenab-ı Hakk şehid sevabı ihsan edecek. Cehennemden yakayı ancak öyle kurtarabileceksiniz. Bunun haricinde kurtuluş yok. Her nefeste Allah diyen varsa, ancak ona karışmıyorum
    Kardeşim, sizin sabahleyin evinizden çıkıp akşam evinize girene kadar gözünüzden ve kulağınızdan gelen günahlara karşı şahsi ibadetinizin sevabı kafi gelmiyor. Fakat eğer yazı yazarsanız talebe-i ulum sınıfına dahil olursunuz ve ibadet-i külliyeye mazhar olursunuz. Yarın kıyamet gününde inşaallah kul hakkı haric kurtulur gidersiniz. ”

    “TAMİRCİ ÇIRAĞ I”

    Husrev Efendi, Kur’an harflerini muhafaza etmenin manevi kirlerden arinmaya vesile olacağını bir sohbetinde verdiği şu misalle ifade etmişti. ”Nasıl ki sanayide calışan bir tamirci cırağı ne kadar istemese de mesai müddetinde kirlenmekten kurtulamaz. Ancak akşam eve döndügünde tulumu çıkartır, temizlik yapar, kirlerinden arınır. Bunun gibi siz de günahlardan uzak kalacağım deseniz de kalamazsınız. Ancak akşam evinize geldiginizde abdestinizi alır, kaleminizi elinize alır Kur’an hattıyla Risale-i Nurları yazarsanız aynen o tamirci çırağı gibi tüm manevi kirlerinizden arınırsınız, temiz olursunuz.”

    “EZBER BİRİKMİŞ BİR HAZİNEDİR“

    Husrev Efendi talebelerinden yazı yazmalarını istemekle beraber Risale-i Nur’un temel eserlerinin ezber edilmesini de tavsiye ediyordu. Bu sayede iman hakikatlerinin hafızalara nakşolacağını ve imanların sarsılmaz bir hale gelecegini söylüyordu. Ayrıca ezberin hafızayı keskinleştirecegini, konuşma kabiliyetini geliştirecegini ve okumayı hızlandıracağını ifade etmekteydi. Ona göre her bir ezber edilen risale ile aynı zamanda bir Kur’an hakikatini sarsılmaz bir şekilde ögrenmek ezberin en mühim faydası idi.
    Talebelerine zaman zaman “Ezber, birikmiş bir hazinedir. Ezberle hakikatler bütün latifelere yerleşir, çikmaz. Azda olsa ezber yapın!“ diyor ve “Efendim unutuyoruz, hafızamızdan siliniyor efendim!“ diyen talebelerine “Varsın silinsin, vakti gelince kendini gösterir kardeşim. Parmağınızla suya yazı yazdığınızda bile suda bir iz bırakırsınız; siz ezberinizi unutsaniz bile mutlaka hafızanızda bir iz kalır. Bu muarızla karşılaştığınız zaman ona bir şey söylemeyin, Risale-i Nur’dan ezber okuyun“ şeklinde cevap veriyordu.
    Yine bir gün bir çocuk Birinci Söz’ün birinci sayfasını ezberden okuduğunda Husrev Efendi, “Bakın kardeşim, bu çocuk bir sayfayı ezberledi, diğer sayfalarıda ezberleyecek. Artık bu çocuktan hiçbir kötülük beklenmez. Daima iyilik beklenir. Çünkü bu hakikatler bunun ruhuna, kalbine nüfuz etti“ dedi.
    Talebelerine öncelikle Risale-i Nur’un Fihristi diye tavsif ettiği ‘Beş Risale’yi ezberleten Husrev Efendi, Beş Risale’deki ‘Mucizat-ı Ahmediye Risalesi’ni ezberleyen talebelerinin Resulallah Aleyhissalatü Vesselam’a olan imanı, muhabbeti ve iştiyakı çok artacağından mutlaka O’nu rüyasında göreceğini söylerdi. Nitekim bu risaleyi ezberleyen pek çok talebe gördüğü sadık rüyarla bu müjdeyi te’yid etmekteydi. Yine Beş Risale’den ’Tabiat Risale’ sini (23. Lem’a) ezberleyenin imanının sarsılmayacagını söyleyen Husrev Efendi’ye gören iman hakikatleri insanın kalbine ruhuna yerleştikten sonra artık ona namaz kıl, oruç tut demeye ihtiyaç kalmayacağını ifade ediyor ve bu insanın nereye giderse gitsin, isterse inkarın devletleştiği memleketlere gitsin (o zamanlar Rusya’yi misal getirdi) mutlaka imanla kabre gireceğini söylerdi. Beş Risale’den başka Ayetü’l-Kübra Risalesi (7. Şua), 21. Söz ve Haşir Risalesi (10. Söz) gibi risaleleri de talebelerine ezberletirdi.

    “EZBER EVHAM VE VESVESELERE İLAÇTIR”

    Husrev Efendi’nin ezberin evham ve vesveseye de faydalı olacağına dair ifadelerini ise bir talebesi basından gecen bir hatıra ile birlikte şöyle anlatmaktadır:
    “Bir zamanlar, kafamda çeşitli düşünceler, beni geceleri bir türlü uyutmuyordu. Hayalimde falan yere dilekçe yazıyor, falan büyük amire şunu söylüyor, falan müftüye bunu söylüyorum… Zihnimde çeşit çeşit düşünceler, biri gidip biri geliyordu. Uğraşıp duruyor, bir türlü uyuyamiyorum. Ancak sabaha doğru uyuyup kalıyordum. Güneş doğuyor, sabah namazı da geçiyordu. Bu hal bir hafta kadar devam etti. Bir gün Üstadımız Husrev Efendi’nin ziyaretine gittim. Üstadımız cemaate şöyle diyordu: ’Bazı kardeşlerimiz vardır; malayani şeyleri düşünür, Allah’ın vazifesi ile uğraşır. Uykuyu kaçırır. Güneşi de üzerine doğdurur. Sabah namazını da kaçırır. Bir kimse böyle olmaya başladığı zaman Risale-i Nur’dan ezbere devam etse, o evham ondan kalkar.’ Eve geldim. Hemen ezbere başladım. Bir kaç gün içinde o evham benden kalktı.“
    Risale-i Nur talebeleri yaptıkları ezberler sayesinde hem Kur’an hattını daha çabuk öğreniyorlar ve bu sayede Risale-i Nur’ları Osmanlıca’dan daha feyizli ve sür’atli bir şekilde mütalaa etme imkanına kavuşuyorlar hem de yanlarında hiç bir eser olmadığı vakitlerde bile muhtaç insanlara iman ve Kur’an hakikatlerini kolaylıkla tebliğ ediyorlardı. Husrev Efendi bu usul sayesinde sarsılmaz imana sahip binlerce dava adamı ve hal ve kal lisanıyla Kur’an hakikatlerini, sünnet-i seniyyenin düsturlarını tebliğ edecek binlerce hatip yetiştirmişti. Böylelikle, Bediüzzaman Hazretleri’nin “Türk milletinin manevi halaskarı“ dediği Husrev Efendi, Anadolu’da 1960’dan sonra, Hazret-i Üstad’ın vefatıyla silinip tükenceği zannedilen iman davasını yeniden şaha kaldırmış ve istikbal ile bağlantıları kuracak manevi köprülerin temellerini atmıştı.

    KURAN HATTINA MUHALEFET EDENLER!

    Husrev Efendi’nin sohbetlerinde en çok geçen bahislerden birisi hatt-ı Kur’an’ı muhafaza etmek ve kalemle nurlara hizmet etmek mes’elesi idi. Risale-i Nur’u yazmanın büyük bir manevi cihad olduğunu, şehidlik mertebesi kazandiracağını, bu devirde ancak şehid sevabı kazanmakla kurtulmanın mümkün olduğunu, çünkü, şehidin bütün günahlarını Cenab-ı Hakk’ın affedeceğini anlatıyor ve bu mes’ele üzerinde hassasiyetle duruyordu. Sohbetlerinde simasından ’hilm’ sıfatı çok bariz bir şekilde dörülmesine rağmen Kur’an hattına muhalefet edenlerden bahis açıldığında celallenir ve, “Bunların şerrinden Allah’a sığınırız. Kur’an hattına muhalefet edenlerin şerrinden Allah’a sığınırız. Onlar bu milletin kurtuluşunu istemiyorlar. Kur’an hattına muhalefet edenler bu milletin halini görmüyorlar mı?“

    “YAZI, MADDİ HASTALIKLARA DAHİ ŞİFADIR“

    Bir nur talebesi Hatt-ı Kur’an-ı muhafaza etmek ile alakalı bir halini Husrev Efendi’ye şöyle arzetmişti:
    “Biz işçiyiz, çiftçiyiz. Haliyle çok yoruluyoruz ve o yorgunlukla gaflet çöküyor. O halde yazı vazifesi kalacağı zaman, ehl-i tarikatın zikrini yapmadan rahat edemediği gibi, az da olsa yazmaya gayret ediyorum. Masanın yanına varıyorum; zahmetle ama yorgun, bitkin haldeyim. Fakat yazıya başlayınca Cenab-ı Hak o yorgunluğu izale edip atıyor, rahatlık veriyor. Hulasa yorgun da olsak, hasta da olsak sürüne sürüne masaya vardığımız zaman kağıt üzerinde harfleri yazarken, o harfler adeta bir hap veya bir iğne gibi vesile-i şifa oldugunu şahsen aciz fehmimle ben farkına vardım.
    Bu hali bir sohbette Üstadimiza da arz etmiştim. Şöyle buyurdu: ’Evet kardeşimiz
    doğru söylüyor. Öyledir. Yani yazı, maddi hastalıklara daha şifadır.’“
    Talebelerine yazıyı ve hizmeti emretmekle beraber çokça ihlasın üzerinde duruyor ve şöyle diyordu: “Kardeşlerim hakkında en şiddetli korktuğum en dehşetli çekindiğim, yarın huzur-u İlahide Cenab-i Hakk ’Ey kulum niçin yazı yazdın, niçin ezber yaptın, niçin okudun?’ diye sordugu zaman ’Ya Rabbi! Senin rızan için yazı yazdım, senin rızan için ezber yaptım, senin rızan için okudum’ diye cevap verince Cenab-ı Hakk’ın kendisine ’Yalan söylüyorsun, sen çok yazıyor desinler diye yazdın! Sen çok ezber yapıyor desinler diye ezber yaptın! Çok okudun desinler diye okudun! Nefsin için yazdın! Nefsin için ezberledin! Nefsin için okdun!’ demesidir. Talebe hakkında en ziyade korktuğum en ziyade çekindiğim budur kardeşim.“

    Sohbetlerinde sık sık “Küllenmiş olan İslami şuurun külleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle bir gün kalkacak“ diye müjdeler veren Husrev Efendi siyaset ehlinin halini şöyle mütalaa ediyordu: “Kardeşim, gidecekleri yollar kapandı artık. Gidecekleri yer kalmadı. Yollar kapandı. Nereye gidecekler İslam yolundan başka? Diğer yollar hep denendi. Her yolu denediler. Her şeyi denediler. Kurtuluş, ancak İslamiyet’tedir.“

    “GEÇ CENNET’E!“

    Yine Risale-i Nur’un ve kalemle hizmetin ehemmiyetini anlattığı bir sohbetinde ziyaretçilerden birisi “Efendim! Biz yazı yazmassak Cehenneme mi gideriz?“ diye sorunca, Husrev Efendi Hazretleri şöyle buyurdular: “Yok kardeşim! Cennet’e girerşiniz. Amma mahşer meydanında elli tane menzil var. İnsanlar her menzilde ahiret senesiyle biner sene hesaba çekilecekler. Mesela; sabah namazının birinci rekatında ne okudun? İkinci rekatında ne okudun? Böyle inceden inceye bir hesap var. Ama sen sabah namazından sonra bir çeyrek ya da yarım saat şu yazıyı yazsan talebe-i ulum olursun. Talebe-i Uluma da Cenab-ı Hakk sorgu sual sormayacak. ‘Geç Cennete’ diyecek. Hem Üstadimiz Efendimiz Hazretleri Risale-i Nur Talebesi’nin vasfını çizmiş. Kastamonu Lahikası’nda ‘Risale-i Nur’a intisab eden zatın en ehemmiyetli vazifesi onu yazmak ve yazdırmaktır. Ve intişarına yardım etmektir.’ diyor. Burada talebeliğin vasfı var. Talebe bu demektir. Mesela şimdi, Üstadımız İstanbul’da olsa neyle gideceksin onun yanına?! Hem Üstadımız eserde diyor: ‘Ruz-i Mahşerde talebem beni arayıp bulamazsa, ben talebemi arayıp bulacağım!’ “
    Aynı şahış “Efendim kardeşler bize yazıyı öğretmiyorlar!” diye serzenişte bulununca Husrev Efendi, “Kardeşim! Bir insan acıktığı zaman muhakkak bakkal veya fırına gider. Bakkal veya fırın ayağına gelmez.” Bu sefer de “Efendim biz kopya yazmayız, bakarak yazarız” deyince Husrev Efendi şöyle cevap verdi: “Kardeşim! Kopya ile yazmak senin istifadenedir. Hem hattın güzel olur, hem zaman kaybı olmaz. Ama sen nasıl istersen öyle yaz!”

    “BİZ YAZIYORUZ, NE KAYBETTİK?”

    “Kardeşim! Bakın! Siz yazmıyorsunuz da ne kazandınız? Biz yazıyoruz, ne kaybettik? Kardeşim! Mahşer meydanında bir şehid, biiznillah yetmiş kişiye şefaat edebilir. Yazı yüz şehid sevabı kazandırıyor. Bunu niye ihmal ediyor, niye yazmıyorsunuz? Yazın kardeşim, karlı olursunuz. Bir şehid yetmiş kişiye şefaat ettigine göre, bir yazı yazan Nur Talebesi yüz şehidin sevabını kazanıyor. Yedi bin kişiye şefaat edecek bir kuvvete sahip oluyor. İnsan bunu terk eder mi kardeşim? Sonra sen evinden çıkıyor, çarşıya gidiyorsun; çarşının bir tarafından öbür tarafına gidinceye kadar bütün kebairlerle karşılaşıyorsun. Yetmiş kebair karşılıyor seni. Ama yazı bunları silecek. Yazı olmasa, şehid sevabı olmasa, bunlar neyle giderilecek? Şimdi haramlar dünyayı kaplamış kardeşim! Kurtuluş sadece sadece Kur’an yazısındadır. Cenab-ı Allah bizi affetsin kardeşim. Siz yazmadınız ne kazandınız? Biz yazdık ne kaybettik? Bunların üzerinde durun, düşünün kardeşim!”

  7. Aziz Mahmud Hudayi

    Türkçeyi Osmanlı alfabesiyle yazma yasağı bir insan hakları ihlalidir. Bu ülke, bu halk, bu devlet bin yıldan fazla bir müddet içinde Türkçeyi İslam-Kur’an yazısıyla yazmış ve okumuştur. Devlet arşivimizdeki belgeler bu yazı ile kayıt altına alınmıştır. Eski mahkeme sicilleri bu yazıyladır. Atalarımızın mezar taşları bu yazıyladır.

    1928’te bu milli yazı yasaklanmış, onun yerine Latin yazısı alınmıştır.

    Bugün ülkemizde her çeşit alfabe ile yayın yapılmaktadır ama bin yıllık milli yazımızla Türkçe yayın yapmak yasaktır.

    Sadece yayın değil, eğitim yapmak da yasaktır.

    Ortada korkunç bir kültür kopukluğu vardır.

    İnsan haklarına aykırı, milli kimlik ve kültüre zararlı bu yasak artık kaldırılmalıdır.

    Devletin resmi yazısı Latin yazısı olarak kalsın ama bin yıllık milli yazımız da yasak olmasın.

    Geleneksel kültüre ve tarihi devamlılığa taraftar olan bendeniz Osmanlı yazısı ile gazete, dergi, kitap yayınlayabilmeliyim.

    Böyle bir gazete, dergi ve kitaplar okuyucu bulur mu, tutunur mu, bu ayrı meseledir.

    Türkçe tarih boyunca on beş kadar yazı ile yazılmıştır. Anadolu Rumları Türkçeyi Grek alfabesiyle yazmışlardır.

    Anadolu Ermenileri Türkçeyi Ermeni alfabesiyle yazmışlardır.

    Anadilleri Türkçe olan Karaylar Türkçeyi İbrani yazısıyla yazmışlardır.

    Müslümanlar da İslam/Kur’an yazısıyla yazmışlardır.

    Bu konudaki yasak genç nesilleri hafızasızlık illetiyle malül etmiştir.

    Bir Fransız genci Balzac’ın 1928’den önce basılan kitaplarını okuyabiliyor ama bir Türk genci, o tarihten önce basılmış kitapları okuyamıyor.

    Üniversite bitirmiş bir gencin eline bundan yüz yıl önce basılmış bir Fuzuli divanı veriniz, Çince veya Tibetçe bir kitaba bakar gibi aval aval bakacaktır.

    İslam/Kur’an yazısı zormuş, Latin yazısı kolaymış, binaenaleyh kültür ve eğitimde büyük kalkınma olmuş… Bunlar boş ve mesnetsiz laflardır.

    Dünyada Çin yazısı kadar zor bir yazı var mıdır?.. Çince bir gazeteyi okumak için binlerce ideogram ezberlemek lazım diyorlar. Hele aynı dilde felsefi, derin bir kitabı okuyup anlamak için on binden fazla eciş bücüş şekil bilmek gerekiyormuş. Japonca da öyle.

    Zor bir yazı bir toplumu geri bıraksaydı, Çinliler ve Japonlar geri kalırdı.

    Tam aksine, zor bir yazı bir toplumu ilerletir, güçlendirir.

    Okunduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi okunun bir lisan zekaları, akılları tembelleştirir, dumura uğratır.

    Osmanlı yazısı mı üstün, bugünkü Latin Frenk yazısı mı üstün, bu konu tartışılır ama milli yazımız üzerindeki yasak mutlaka kaldırılmalıdır.

    Bendeniz Osmanlıca bir dergi çıkartsam, mahkemeye verilsem, mahkum edilsem, en sonunda Strasburg’taki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvursam, o mahkeme beni haklı çıkartacak ve Türkiye’yi tazminata mahkum edecektir.

    Sovyetler Birliği çok zalim, çok kanlı, çok amansız bir diktatörlük rejimiydi, bilhassa Müslümanlara ve Türklere kan kusturmuştu ama orada Stalin zamanında bile İslam yazısıyla Türkçe edebi kitaplar basılabilmiştir. Kütüphanemde 1950’li yılların başlarında Azerbaycan’da İslam yazısıyla yayınlanmış Leyla ile Mecnun ve Hophopname kitapları var.

    Zulmün her türlüsü olur. Siyasi zulüm, iktisadi zulüm, kültürel zulüm.

    Osmanlıca, liselere mecburi ders olarak konulmalıdır.

    Bu dersi istemeyen ana babalar yazılı olarak müracaat ederek çocuklarının bu konuda cahil kalmasını isteyebilir.

    Selaniklilerin ve onlara benzemişlerin, milli yazı ve alfabe konusundaki taassuplarına (bağnazlıklarına) artık son vermelerini bekliyoruz. Bülbülderei’ndeki Dönmeler mezarlığında onların atalarının mezar taşları da bu yazıyladır.
    şevket eygi

  8. Yukarıdaki yorumları kesinlikle destekliyorum. İslam harfleri bu kadar kıymetli olmasa idi üzerine inkılap yapılır mıydı? Maksad şeire darbe vurmak…Hey Mübarek Şanlı Ecdad! Kalk da bak! Bir nurlu cemaat mukaddesatına sahip çıkmış…Ey Din-i İslam! Bu cemaat Seni yeniden canlandırıyor ve muhafaza etmiş, Hakk’a şahid kıl!

  9. Selamunaleykum. Bu konuda hic bilgisi olmayan yazmaya nasil baslayacak. Yardimci olursaniz memnun olurum. Binler Selam.

  10. kardeşim ben de yazmayı öğrenmek istiyorum bana yazı çalışma örneklerini mailime gönderirseniz ben de çalışmaya başlayacağım inşaallah

  11. allah herkesi risale yazmayı nasip eder inşallah

  12. hasan kardşm bt benim numaram 05418682203 ararsan yardmcı olurum inşaallah.

  13. Çok feiz aldım allah razı olsun. İnşallah başlayacağım

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak

bakırköy escort ataköy escort şişli escort kartal escort anadolu yakası escort avrupa yakası escort kadıköy escort maltepe escort beşiktaş escort bayan ümraniye escort


Başa Dön