Anasayfa / Tarîh / Osmanlı Devleti’nin Yönetim Mekanizması: Divân-ı Hümayûn

Osmanlı Devleti’nin Yönetim Mekanizması: Divân-ı Hümayûn

Divân Orhan Bey döneminden itibaren Fatih dönemine kadar her gün toplanmıştır. Divân toplantıları 16.yüzyıldan itibaren haftada dört güne, 17.yüzyıl ortalarında haftada iki güne, 18. yüzyılda III. Ahmed döneminde haftada bir güne indirilmiştir. Bir dönem divan toplantıları kaldırılmış fakat ihtiyaç hissedildiği için tekrardan haftada bir gün olarak devam etmiştir. Sabah namazından sonra başlayan toplantı öğleye kadar devam ederdi. Divân-ı Hümayûn padişah nerede ise orada toplanırdı. Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar padişahların başkanlık ettiği toplantılara, Fatih’in devlet protokolünde yaptığı bir takım değişiklikler neticesinde sadrâzamlar başkanlık etmişlerdir. ¹ Fakat padişahlar divânhâneye açılan kafesli bir bölümden divân toplantılarını takip etmişler, toplantıya katılan devlet adamlarına da padişahın huzurunda oldukları hissi verilerek toplantılara ciddiyet verilmiştir.

Divân-ı Hümayûn Temsili İmajDivân-ı Hümayûn toplantılarının bir takım protokol kuralları vardı. Toplantılarda protokol kurallarına azami derecede dikkat edilirdi. Her bir devlet görevlisinin protokoldeki yerine göre önceden belirlenen yerini alması ile toplantı başlardı. Protokol ve toplantının icrâ ediliş tarzı, yabancı devletlerin elçilerine Osmanlı Devleti’nin haşmetini göstermek açısından önemli bir uygulama olmuştur.

1430’lu yıllarda II. Murad döneminde Osmanlı sarayını ziyaret eden Bertrandon de la Brocquiere katıldığı bir Divân-ı Hümayûn toplantısını ile dönemin divân toplantılarını şu şekilde tasvir ediyor:Birinci kapıdan geçtik. Kapı içeri doğru açılıyordu ve hepsi elinde değnek, otuz kadar kul (kapı muhafızı) tarafından korunuyordu. Biri izinsiz girmeye kalkarsa önce uzaklaşması için uyarırlar; direnirse ellerindeki değneklerle onu uzaklaştırırlar… Milano elçisi gelince kapının yanında oturtuldu. Ne zaman bir elçi gelse ( hemen her gün birelçi gelir), sultan kapıda divan kurar, bizim ( Fransada “kralın huzuruna kabul edilmek” anlamında ) “cour du roi” dediğimiz şeye Türkler “Padişah Kapısı” derler. Sultan içeri girdi ve yandaki bir divânhaneye gitti. Oturması için hazırlanmış kadife döşeli beş basamakla çıkılan bir sedirde, âdetleri üzere, terzilerin çalışırken oturdukları biçimde, oturdu. Sonra divânhânenin yanında başka bir yerde beklemekte olan paşalar gelip sultanın önünden geçtiler. Divânhâneye girdiler ve divâna katılması âdet olan herkes yerini aldı. Divânhânenin duvarı boyunca sultandan olabildiğince uzakta idiler.” ²

Divân-ı Hümayûn Üyeleri

Divân-ı Hümayûn’un asli üyeleri “Erkân-ı Erbâa” adıyla anılan: başta sadrazamlar ve vezirler, kadıaskerler, defterdârlar ile nişancıdan oluşan dört mevkide devlet adamlarıdır. Divânın bu üyeleri toplantıda fikir beyan etme ve vazifeleri çerçevesinde karar verme yetkisine sahiptiler. Yeniçeri ağaları ve kaptanıderyalar belirli şartlara hâiz iseler aslî üyeler arasında sayılıp  toplantılara katılabilirlerdi. Beylerbeyi de asli üyeler arasında idiler. Divân-ı Hümayûn’un aslî üyesi olmayıp divânda bir takım hizmetleri gören, divân bürokrasisini yürüten bir grup kâtipte toplantılara katılmışlardır. Fikirleri ile değil, hizmetleri ile Divân-ı Hümayûn’a katılan bu gruptaki görevliler ise: tezkireciler, çavuşbaşı, kapıcılar kethüdası, teşrifâtçı, asesbaşı, subaşı, muhzırbaşı, Divân-ı Hümayûn tercümanı, divân imamı, duâcı, tenbihci, divân şeyhidir. ³ Divân-ı Hümayûn Osmanlı Devleti’nin yönetim kadrosunu içine alan ve Osmanlı bürokrasisinin işleyişini en teferruatlı görebileceğimiz bir yapıya sahipti. Bu bağlamda Divânı Hümayûn’a katılan Osmanlı devlet adamlarını, vazifelerini ve yetkilerini inceleyebiliriz.

Padişah: Osmanlı padişahı bütün ülkenin hakimi ve idarecisidir. Padişahın geniş yetkileri vardır. Yeni bir Osmanlı padişahı, tahta geçtiğini, topraklarındaki vâli ve kadılara gönderdiği bir fermanla, genellikle şöyle bir ifâde ile bildirirdi: ” Allah’ın yardımı ile saltanat benim oldu. Bugün vezirler, ulemâ ve büyük, küçük, her makamdan kişilerin tam icmâ’ı ile bana atalarımdan kalan sultanlık 4 tahtına oturdum. Adıma hutbe okunmuş ve sikke kesilmiştir. Bu fermanı alır almaz bütün kent ve kasabalarda halka cülûsum bildirilsin. Adım hutbelerde okunsun, kalelerden selam topları atılsın, kent ve kasabalar bayram şenlikleri ile aydınlatılsın.5 Aslında padişahın bu ifâdeleri diğer devlet adamları üzerindeki otoritesini de açıkça beyan etmektedir. Devletin tüm kurumları ve Divân-ı Hümayûn üyeleri başta olmak üzere tüm devlet adamları padişaha karşı sorumlu ve bağlıdır. Padişahlar katıldıkları Divân-ı Hümayûn toplantılarına başkanlık ederlerdi.

Sadrâzam:Veziriâzam” deyimiyle de adlandırılmıştır.6 Osmanlı devlet adamları arasında padişahtan sonra en yetkili devlet adamıdır. Fatih tarafından çıkarılan Kanunnâme-i Âl-i Osman‘da, “…vüzerâ ve ümerânın vezir-i âzam başıdır, cümlenin ulusudur, cümle umûrun vekil-i mutlakıdır ve malının vekili defterdârıdır ol vezir-i âzam nâzırıdır ve oturmada ve durmada ve mertebede vezir-i âzam cümleden mukaddemdir” ifâdeleri ile tavsif edilmiştir.7 Sadrâzamlara padişahın ismini taşıyan bir mühür (Mühr-i Hümayûn) verilirdi. Sadrâzam bu mührü yanında taşır ve azledilirse bu mühür alınır, yeni sadrâzama teslim edilirdi. İlk dönemlerde vezir bir tane idi. I. Murad döneminden itibaren vezir sayısı arttırılmış ve birinci vezire veziriâzam ünvânı verilmiştir. Padişahın katıldığı Divân-ı Hümayûn toplantılarında konuşma ve reyini sunma yetkisi vardır. Sorumlu kişidir. Padişahın katılmadığı Divân-ı Hümayûn toplantılarında ise sadrazâm başkanlık görevini yapmıştır. Diğer vezirler de Divân-ı Hümayûn’nun asli üyelerinden olup toplantılara katılmışlardır.

Kadıaskerler: Osmanlı Devleti’nin askeri sınıfına ait hukuki işlemlerini yürüten yetkili devlet adamıdır. İlk olarak Orhan Bey tarafından kadıasker tâyin edildiği bilinmektedir. 1480 tarihinden sonra sayısı Anadolu kadıaskeri ve Rumeli kadıaskeri olarak ikiye çıkarılmıştır. Kadıaskerler protokolde vezirlerin hemen arkasında yer almaktaydı. Kadıaskerler Divân-ı Hümayûn toplantılarında görülen davalara bakarlar, tâyin edilecek kadı ve müderrislerle ilgili bilgileri padişaha arz ederlerdi.

Defterdâr: Osmanlı padişahının malının vekili ve onun temsilcisi durumundadır. Defterhâne ve hazinenin açılması vazifeleri vardır. Divân-ı Hümayûn’un asli üyelerinden olan defterdâr bir grup kâtiple beraber toplantıya katılırdı. Salı günkü divân toplantısının sonunda kendi dâiresi ile ilgili bilgileri arz ederdi. İlerleyen dönemlerde defterdâr sayısı artmış ve başdefterdarlığa Anadolu defterdârı geçmiştir. Divânı Hümayûn’daki yeri kadıaskerlerin alt tarafı olarak belirlenmiştir.

Nişancı: Padişah adına yazılacak fermanlara, beratlara, nâmelere hükümdarın imzası manasında olan hükümdarın tuğrasını çekerdi. Diğer bir vazifesi, devlet arâzi kayıtlarının tutulduğu Tahrir Defterleri’ndeki düzenleme ve değişiklikleri yapardı. Divân-ı Hümayûn huzurunda yapılan bu düzenleme ve değişiklikler nişancıya mahsus bir görevdir. Padişah mektupları yazımı işi 16.yüzyıldan itibaren reisülküttaplara verilince nişancılar sadece tuğra çekmek vazifesini yapmışlardır.

Beylerbeyi: Osmanlı taşra teşkilatının en büyük idâri birimi olan eyâletin askeri ve idari amirlerine beylerbeyi denilmiştir. Aynı zanda vali ünvânıda kullanılmıştır. Beylerbeyi sadrâzam ve vezirlik makamlarına da yükselebilirdi. Osmanlı toprakları genişledikçe beylerbeyi sayısı artmıştır. Eğer İstanbul’da bulunuyorlarsa beylerbeylerinden herhangi birisi Divân-ı Hümayûn toplantılarına katılabilirlerdi.

Kaptanıderya: Osmanlı devletinin donanma kuvvetlerinden sorumlu devlet adamıdır. 16. yüzyıla kadar beylerbeyi rütbesinde daha sonra ise vezir rütbesindedirler. Osmanlı devletinin deniz eyâletleri olan Cezâyir, Tunus, Trablusgarp, Akdeniz adalarını doğrudan atanılan paşalar aracılığı ile idâre ederlerdi. Üzerinde vezirlik payesi bulunan kaptanıderyalar eğer İstanbul’da iseler Divân-ı Hümayûn toplantılarına katılırlardı.

Yeniçeri Ağası: Yeniçeri ocağının en rütbeli komutanıdır. Yeniçeri ocağı ile birlikte Acemi ocağından da sorumludur. Başkentin korunması ile sarayın askeri güvenliği Yeniçeri ağası sorumluluğu altındadır. Fatih dönemine kadar yeniçeri ocağından seçilen yeniçeri ağaları Fatih’ten sonra sekbanbaşılardan tayin edilmiştir. Vezirlik rütbesi olan yeniçeri ağası Divan-ı Hümayûn toplantısına katılırdı.

Divân-ı Hümayûn’da Görülen İşler

Divân-ı Hümayun’da devletin dahili ve harici meseleleri istişâre edilir, birinci ve ikinci derecedeki siyâsi, idâri, askeri, örfi, şer’i, adli ve mâli işler görüşülüp karara bağlanırdı. Divân-ı Hümayûn toplantılarında idari örfi işlerden sadrâzam, şer’i ve hukuki işlerden kadıasker, arâzi işlerinden nişancı, mali işlerden defterdâr, sorumludur. Divân-ı Hümayûn’da görülen işler reisülküttap ve beylikçinin nezaretinde farklı kalemler tarafından defterlere kaydedilirdi. Divan kalemleri tarafından mühimme, ahkâm tahvil, ruûs, nâme, ahidnâme adında defterlere kaydedilip sadrâzamdaki padişahın mührü ile mühürlenip defterhâneye kaldırılırdı.

Yıldırım Bayezid’in Mısırlı tabibi Şemseddin Divân-ı Hümâyun hakkında en önemli işlevinin adâleti icrâ etmek olduğunu şöyle ifade ediyor:Osmanlı hükümdarı, sabahları erkenden geniş ve yüksek bir sedirde oturur. Halk sultanı görebilecekleri bir yerde biraz uzakta durur ve haksızlığa uğramış herkes gelip şikayetini bildirir. Dâvâ hemen karara bağlanır. Ülkede güvenlik öyledir ki, hiçbir yerde kimse sahibinin bırakıp gittiği yüklü bir deveye el süremez.”

Divân-ı Hümayûn’a hangi din ve milletten olursa olsun halkın her kesiminden kadın erkek herkes başvurabilirdi. Divân-ı Hümayûn yüksek mahkeme olarak çalışmıştır. Osmanlı topraklarının herhangi bir yerinde haksızlığa uğrayan, zulüm gören, kadılar tarafından haklarında yanlış hüküm verilen, valilerden, askeri sınıftan ve idarecilerden şikayeti olan herkes divânın kapısı açıktı. Osmanlı Devleti’ni ayakta tutan en önemli unsur adaleti sağlamak olduğundan devletin en yetkili kurumu da bir mahkeme olarak çalışmıştır.

Kaynaklar:

(1) Yusuf Halaçoğlu, "Osmanlı Devlet Teşkilatı", Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, İstanbul 1993, C.12, s.316, 317

(2) Halil İnalcık " Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600)", İstanbul 2010, s.95

(3) Erhan Afyoncu " Sorularla Osmanlı İmparatorluğu VI", İstanbul 2008, s.220

(4) Osmanlı hükümdarları için II.Murad'tan itibaren "Padişah" ünvanı kullanılmıştır. Daha önceki Osmanlı hükümdarları için "Sultan" ünvânı kullanılmıştır.

(5) Halil İnalcık, "Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600)", İstanbul 2010, s.68

(6) Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren "Veziriazam" deyimi yerine "Sadrâzam", "Sadr-ı Ali" ve "Sadâret-i Penah" deyimleri almıştır. 19. yüzyılda bir ara "Başvekil" adı da kullanılmıştır.

(7) Ahmet Emin Yaman,  "Sadr-ı Âzamlık", Türkler, Anakra 2002, C.13, s.1041

Bir yorum

  1. Saolun teşekkürler:D

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak



Başa Dön