Anasayfa / Rîsâle-î Nûr / Kur’an Hattını Muhafaza Hizmeti

Kur’an Hattını Muhafaza Hizmeti

“Risâle-i Nûr’un mühim bir vazîfesi, âlem-i İslâmın ekseriyet-i mutlakasının yazısı ve hattı olan hurûf-u Arabiyeyi muhâfaza etmektir”

Risâle-i Nûr hizmetinin ruhu ve esası Kur’ân’a hizmettir. Hazret-i Üstâd’ın bu çerçevede son derece önem verdiği maksadlarından biri de Kur’ân hattına hizmet etmek ve onu muhâfaza etmek idi. O şöyle diyordu:
“Risâle-i Nûr’un mühim bir vazîfesi, âlem-i İslâmın ekseriyet-i mutlakasının yazısı ve hattı olan hurûf-u Arabiyeyi muhâfaza etmektir”
Bedîüzzaman Hazretleri “Âhiret kardeşlerime mühim bir ihtâr!” başlıklı mektubunda nasıl Risâle-i Nûr talebesi olunabileceği hususunda şu sınırları çiziyordu:

“Risâle-i Nûr’a intisâb eden zâtın en ehemmiyetli vazîfesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişârına yardım  etmektir. Onu yazan veya yazdı-ran Risâle-i Nûr talebesi ünvanını alır.Ve o ünvan altında her yirmidört saatte benim lisânımla belki yüz def‘a, bazen daha ziyâde hayırlı duâlarımda ve ma‘nevî kazançlarımda hissedar olmakla beraber, benim gibi duâ eden kıymetdar binler kardeşlerin ve Risâle-i Nûr talebelerinin duâlarına ve kazançla-rına dahi hissedar olur.”

Üstâd Hazretleri tarafından yapılan “Nûr talebesi” ta‘rîfindeki bu ayrıntı-ları, Hazret-i Ali Efendimiz’in de aynı paralelde farklı ifadelerle te’yîd ettiğini, 18. Lem’a’daki şu satırlarda görmekteyiz: “Hazret-i İmâm-ı Ali (ra) hurûf-u ecnebîyi (latinceyi) İslâmlar içinde kabûl ettirmek hâdisesi ile ulemâ-yı sû’un bid‘alara yardımlarından tees-süfle bahsedip, o iki hâdise ortasında irşâdkârâne bazılarından bahsediyor ki, o sekîne olan ism-i A‘zam ile ecnebî hurûfuna karşı mukābele ediyor ve hem ulemâ-yı sû’a karşı muhâlefet ediyor. İşte bu zamanda o adamlar, Risâle-i Nûr şâkirdleri ve nâşirleri oldukları şübhesizdir. Çünki onlardır ki, hatt-ı Kur’ân’ı muhâfaza ediyorlar ve bid‘akâr bir kısım ulemâlara karşı mukāvemet ediyorlar.”

Bir Nûr talebesi, bizzât Üstâdı tara-fından beyân edilen ve “Hatt-ı Kur’ân’ın ebdîline karşı, Kur’ân şâkirdlerinin bütün kuvvetleriyle hatt-ı Kur’ânîyi muhâ fazaya çalışması” gerektiğine işa-ret eden bu emsâl ifadeleri, nazar-ı dik-kat ve imtisâlinden uzak tutabilir mi?

Hazret-i Üstâd’ın hayatta olduğu sü-rece hiç aksamadan aynen devam etmiş olan yazı hizmetini ve hatt-ı Kur’ân’ı muhâfaza hedefini, onun vefatından sonra bir ayrıntı ve hususî bir kemâl gibi görmek; münferid, indî beyânlarla bu hizmeti bir kısım Nûr talebelerine mahsûs, güzel bir gayretkeşlik olarak göstermeye çalışmak, doğru bir değerlendirme olabilir mi?

Halbuki Üstâd, Risâle-i Nûr’ların ehl-i hakîkate bâkî bir rehber ve lâyemût bir mürşid olduğunu beyân ederken, talebelerine asıl mürâcaat kaynağı olarak Risâle-i Nûr’ları gös-termekte, “Benimle hakîkat meşrebin-de sohbet etmek ve görüşmek isteyen adam, hangi risâleyi açsa; benimle değil, hâdim-i Kur’ân olan üstâdıyla görüşür ve hakāik-i îmâniyeden zevkle bir ders alabilir” buyurmaktadır.

Öyleyse sıhhati münâkaşalı nakil-lerde mutlak referans, Üstâd’ın bizâtihî kendi ifadeleri olmalı, prensip i‘tibâriyle Risâle-i Nûr’larla tenâkuza düşmeyen ifadeler makbûlümüz olmalıdır. Kim-senin rivâyeti, asrın imamının kendi sözünden daha mu‘teber değil-dir.Risâle-i Nûr gibi asrın hizmet programını muhtevî lâyemût bir eserde bahsi geçen herhangi bir mevzû‘, ge-rekçesi ne olursa olsun asılsız bir mas-lahata binâen söylenmiş kabûl edilirse, bu kabûlün Hazret-i Ali Efendimiz’e nisbet edilen takıyye isnâdından hiçbir farkı yoktur. Böyle kahramân-ı İslâm ve ehl-i îmânın rehberi olan bir zâtı, aslın-da kabûl etmediği beyânlarla muttasıf görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Üstâd da teberrî eder. Halbuki Bedîüzzaman Hazretleri hurûf-u Kur’âniye’yi muhâfaza hizmetini o kadar önemsiyordu ki, yazdığı mektubunda bile talebelerine:

“Risâle-i Nûr’dan yazdığınız ve yazmakta olduğunuz harflerin sayısınca Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun!” diye selâm veriyor, bu vesîle ile dahi onları yazmaya teşvîk ediyordu.

YAZI HİZMETİ VE MATBAA
Risâle-i Nûr hizmetinin neşri esnâsında matbaanın devreye girmesi, hususan bu maksadla teksîr makinesi alınmasını “Ey bin kalemli kâtib, hoş geldin!” diyerek memnuniyetle karşılayan Bedîüzzaman Hazretleri’nin kalemle hizmete dâir bunca îzâhını, “Şimdi matbaalar var, artık yazı zamanı değil” diyerek yazı hizmetini münhasıran o dönemdeki bazı imkânsızlıklara bağlamak, hatt-ı Kur’ân’ı muhâfaza hizmetinin ruhuyla aslâ bağdaşmaz.Emirdağ Lâhikasında Üstâd bu mu-kadder i‘tirâza, şu nükteli cevabı vermektedir:

“Bir zaman bir memlekete şimendifer geldiği vakit, arabacılar telâş edip dediler: ‘Bizim san‘atımız bozuldu.’ Halbuki şimendiferin gelmesiyle mem-lekette fa‘âliyet çoğaldığından, faytonculuğa iki kat ziyâde ihtiyaç olmuş. İnşâallâh, onun gibi Nûr yazıcıları de-ğil tevakkuf, belki daha ziyâde yazı ile defter-i a‘mâllerine hasenât kaydedecekler.”

YAZI MEKTUBU
Üstâd Hazretleri ehemmiyetine binâen “En az on beş günde bir def‘a okunmalıdır!” dediği İhlâs Risâlesi’nin hemen arkasına eklediği “Yazı Mektubu” nâmıyla ma‘rûf îkāzında “Bir kısım kardeşlerime hususî bir mektubdur” diyerek şu hakîkatleri beyân etmektedir:

“Yazıda usanan ve ibâdet ayları olan şuhûr-u selâsede sâir evrâdı, beş cihetle ibâdet sayılan Risâle-i Nûr yazısına tercîh eden kardeşlerime iki hadîs-i şerîfin bir nüktesini söyleyeceğim.
Birincisi: ِ“Mahşerde ulemâ-yı hakîkatin sarf ettikleri mürekkeb, şehîdlerin kanıyla muvâzene edilir; o kıymette olur.”
İkincisi: “Bid‘aların ve dalâletlerin istîlâsı zamanında sünnet-i seniyeye ve hakîkat-i Kur’âniyeye te-messük edip hizmet eden, yüz şehîd
sevabını kazanabilir.”

Ey tenbellik damarıyla yazıdan usanan ve ey sofîmeşreb kardeşlerim! Bu iki hadîsin mecmûu gösterir ki, böyle zamanda hakāik-i îmâniyeye ve esrâr-ı şerîate ve sünnet-i seniyeye hizmet eden mübârek hâlis kalemlerden akan siyah nûr veya âb-ı hayat hükmünde olan mürekkeblerin bir dirhemi, şühedânın yüz dirhem kanı hükmünde yevm-i mahşerde size fâide verebilir. Öyle ise, onu kazanmaya çalışınız.Eğer deseniz: “Hadîste ‘âlim’ ta‘bîri var, biz bir kısmımız yalnız kâtibiz.” Elcevab: Bir sene bu risâleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabûl ederek okuyan; bu zamanın mühim, hakîkatli bir âlimi olabilir. Eğer anlamasa da, ma-dem Risâle-i Nûr şâkirdlerinin bir şahs-ı
manevîsi var, şübhesiz o şahs-ı ma‘nevî bu zamanın mühim bir âlimidir. Si-zin kalemleriniz ise, o şahs-ı ma‘nevînin parmaklarıdır.

Kendi nokta-i nazarımda liyâkatsiz olduğum halde, haydi hüsn-ü zannınıza binâen bu fakire bir üstâdlık ve tebeiyet noktasında bir âlim vaziyetini verdiğinizden bağlanmışsınız. Ben ümmî ve kalemsiz olduğum için, sizin kalemleriniz benim kalemim sayılır, hadîste gösterilen ecri alırsınız.”

RİSÂLE-İ NÛR’U YAZMANIN DÜNYEVÎ VE UHREVÎ FÂİDELERİ
“Bu iki hadîs-i şerîften alınan bir ilhâmla, Risâle-i Nûr’u yazma-nın dünyevî ve uhrevî pek çok fâidelerinden, Risâle-i Nûr’da beyân edilen ve şâkirdlerinin tecrübeleriyle tasdîk edilen yalnız birkaç tanesini beyân ediyoruz.
Beş türlü ibâdet:

1. En mühim bir mücâhede olan ehl-i dalâlete karşı ma‘nen mücâhede etmek

2. Üstâdına neşr-i hakîkat cihetinde yardım sûretiyle hizmet etmek

3. Müs-lümanlara îmân cihetinde hizmet etmek
4. Kalemle ilmi tahsîl etmek

5. Bazen bir saati bir sene ibâdet hükmüne geçen, tefekkürî olan bir ibâdeti yapmaktır.
Beş türlü de dünyevî fâidesi var:
1. Rızıkta bereket

2. Kalbde rahat ve sürûr

3. Maîşette suhûlet

4. İşlerinde muvaffakiyet

5. Talebelik fazîletini almakla, bütün Risâle-i Nûr talebelerinin hâs duâlarına hissedar olmaktır.
Kalemle Nûrlara hizmetve sadâkatle talebesi olmanın iki mühim neticesi vardır:
1. Âyât-ı Kur’âniyenin işaretiyle, îmânla kabre girmektir

2. Bütün şâkirdlerin ma‘nevî kazançlarına, Nûr dâiresindeki şirket-i ma‘neviye sırrıyla, umum onların hasenâtlarına hissedar olmaktır.
Hem bu talebesizlik zamanında, melâikelerin hürmetine mazhar olan talebe-i ulûm-u dîniye sı nıfına dâhil olup (bazı ehl-i keşfin kat‘î müşâhedesiyle sâbittir) âlem-i berzahta -talii varsatam muvaffak olmuşsa  Hâfız Ali ve ‘Meyve’de bahsi geçen meşhûr talebe gibi, şühedâ hayatına mazhar olmaktır.” Eserlerin yazarak çoğaltılması, yani neşr-i hakîkat cihetiyle yapılan hizmet, bu beş nevi‘ ibâdetin ve bu kadar hik-met ve maslahatın içinde sâdece bir ta-nesini teşkîl etmektedir.Muazzez Üstâd yazı hizmetine dâir yaptığı bu kadar tahşîdâtın arkasından bu hizmete ziyâde ehemmiyet veren Nûr Talebeleri hakkında, “Kalbime geldi ki, bu kahramanların şimdi de bir mükâfâtı yok mu?” suâline ise şöyle cevab vermektedir:


“Birden ihtâr edildi ki, onlar bu mecmûayı yazmakla feylesofları susturan, îmâna getiren kuvvetli bir ders-i îmânîyi en evvel kendi kendine tam okuyorlar, ma‘nevî bir hazine kazanıyorlar… Hem onlar, bu mübârek kalemleriyle eski zaman-da İslâmiyet’in büyük mücâhid kahramanlarının kılıçlarının kudsî hizmetlerini görüyorlar.Elbette istikbâl onları, Nûrcuları çok alkışlayacak!

Bir yorum

  1. Elbette istikbal nurları ,nurcuları çook alkışlayacak! Elhamdülillah!

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak



Başa Dön