Anasayfa / Tarîh / Îstanbul’un Fethi

Îstanbul’un Fethi

Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde; “Konstantiniyye elbet feth olunacaktır. Onu feth eden Kumandan ne güzel Kumandan, onu feth eden Asker ne güzel Askerdir” buyurmuşlardır.

Kur’ân-ı Kerim’de, Sebe Suresi’nin 15.ayetinde geçen “Tayyib” kelimesi “Çok güzel Belde, yaşanılan yer”, “Beldetün Tayyibetün” ise; yaşanılan çok güzel bir belde’ye işaret etmektedir.

istanbulunfethiBüyük İslam âlimlerinden Molla Cami Hazretleri, bu âyet-i kerimeyi incelemiş ve “Beldetün Tayyibetün” cümlesinin harflerinin ebced hesabına göre toplam, hicri 857, milâdi 1453 yılını gösterdiğini ortaya çıkarmıştır. Bu âyet-i kerimede fethin mucizesi gizlidir. Ancak fethin müjdesi yaklaşık 857 yıl sonra gerçekleşmiştir.  Yine Mâide Suresinin 54. Âyetinde de bazı yorumlara göre milletimize işaret edilmektedir. Âyetin anlamı şöyledir: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki), Alla ileride (onların yerine) öyle bir kavim getirir ki, (O) onları sever; ve (onlar da) O’nu severler; ( o bahtiyar insanlar) mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı şiddetlidirler! Allah yolunda cihad ederler ve hiç bir dil uzatanın kınamasından korkmazlar! İşte bu, Allah’ın bir ihsanıdır ki, onu (kendi lütfundan rızasına yönelen kullarından) dilediğine verir. Çünki Allah, Vâsi ‘ (ihsanı bol olan)dır, Alim (hakkıyla bilen)dir” Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi; “Bu ayeti okuduğumda, vallahi bu âyet Türkler’e işaret ediyor dedim.” demiştir.

İstanbul’un Fethinin ilk işareti Asr-ı Saadet’te başlar. Hendek Muharebesi’nde Medine-i Münevvere’nin etrafında büyük hendekler kazılırken Ashab-ı Kiram kumların arasında büyük bir taşa rastladı. Bu taşı kimse yerinden oynatamıyordu. Peygamber Efendimiz (sav)’e haber verdiler. Rasûlullah Efendimiz, bu taşın üzerine vurunca taş paramparça oldu. Kimsenin yerinden oynatamadığı bu taştan üç tane taş fırladı. Ve Resulullah (asm) buyurdular: “Bu taşlardan birisi yarın İran’ın Faris’in fethini müjdeliyor. Öbürü de Mısır’ın Fethini müjdeliyor.” İşte Konstantiniyye’nin fethedileceği daha Hendek harbi sırasında müjdelenmiştir.

Onuncu yüzyılda, en son ve mütekâmil din olan İslamiyet’i büyük topluluklar halinde kabul eden Türkler, aynı şevk ve imanla, İstanbul’un fethini ulvi bir gaye olarak benimsediler.

Osmanlı sultanlarından II.Mehmed Han’ın, 29 Mayıs 1453’te, Bizans imparatorluğunun başşehrini almıştır.

Türk- İslâm mefkûresinde çok önemli bir yer işgal eden Konstantiniyye’nin fethi, İslâmiyet’le birlikte ortaya çıkan mukaddes bir ideal, yüce bir gayedir. Bu ulvi gaye uğruna önce Araplar, sonra da Türkler, İstanbul surları önünde seve seve can verdiler ve şehadet mertebesine kavuştular. Konstantiniyye fetihle İstanbul olmuştur.

Konstantiniyye, 1453 tarihine kadar birçok defalar, çeşitli millet, devlet ve topluluklar tarafından kuşatılıp, işgal edildi. Peygamber Efendimizin: “Konstantiniyye muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ne güzel hükümdar ve onun askerleri ne güzel askerlerdir” hadis-i şerifi, bütün İslâm hükümdar ve kumandanlarının bu şehri fethetmek arzu ve gayretlerini harekete geçiriyordu. Müslümanlar, “Feth-i Mübin”i gerçekleştirmek için pek çok teşebbüste bulundular.

Osman Gazi (1281-1326) tarafından kurulan Osmanlı Devleti, hükümdar ve askerleri,  hadis-i şeriflerle müjdelenen ulvi gayeyi gerçekleştirmek şerefine mazhar olmak arzusuyla faaliyetlerde bulundular. Osman Gazinin ölüm döşeğinde oğlu Orhan Gazi’ye; “Konstantiniyye’yi al gülzâr et” diyerek vasiyette bulunması, Konstantiniyye’nin gönlünde nasıl yer ettiğini göstermesi bakımından pek mânidardır.

Sultan Fatih’in ordusu tam 200 bin kişilik bir orduydu. O tarihte kimsenin hafsalasının almayacağı azamette bir orduydu. 6 Nisan günü üç defa büyük top ateşlenmek suretiyle surlara karşı İstanbul’un muhasarası ve Konstantiniyye’nin fethi çalışmaları başlamış oldu. Çarpışma bilindiği gibi tam elli iki gün sürmüştür.

29 Mayıs 1453 Salı günü öğleye  doğru kır atının üstünde beraberinde hocaları ve ordu kumandanları olduğu halde muhteşem bir alayla Topkapı’dan İstanbul’a giren Pâdişah’ın yanında, çok sevdiği hocası Akşemseddin de vardı. Yerli halk yolları doldurmuştu. Fâtih Sultan Mehmed Han genç olduğu için herkes Akşemseddin’i pâdişah sanıyordu. Ona demet demet çiçek sunuyordu. Akşemseddin, Genç pâdişahı göstererek: “Sultan Mehmed ben  değilim, odur” dedi. Sultan Mehmed de: “Gidiniz, yine ona gidiniz. Sultan Mehmed benim ama o benim hocamdır. Şehrin manevi fâtihidir” dedi.

fatihkabirSultan, Türk askerlerinin kale burçları dahil her taraftan göklere yükselen ezan ve tekbir sesleri arasında, Ayasofya önüne geldi. Genç Sultan, yerlere kapanan ahâli, rahip ve eski Ortodoks patriğine karşı: “Kalkınız! Ben Sultan Mehmed, size cve bütün ahaliye söylüyorum ki, bu günden itibaren hayatınız ve hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız” diye hitapta bulundu.

Konstantiniyye feth olundu ve İstanbul oldu. İstanbul hızla imar edildi. Ayasofya, Sultan Fatih’in kılıç hakkı olarak vakıf haline getirilerek camiye tahvil edildi. Yahya Kemal’in ifadesiyle, Ayasofya’da okunan ezanlar ve Kur’anlar bu şehri muhafaza eden manevi amillerdir.

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak



Başa Dön
bedeli ödüceksin yavsak