Anasayfa / Kültür & Sanat / Îslami edebiyat nasıl olmalı?

Îslami edebiyat nasıl olmalı?

Amerikalı yazar Robert b. Downs ““¹ adlı eserinde, bu günkü dünyanın (daha doğrusu batı dünyasının) şekillenmesine/oluşmasına sebep olan 16 kitabı inceler. Downs kitabını “Kitapların muazzam gücünü” göstermek amacıyla kaleme almıştır. Kitap yalnızca batı dünyasının kitaplarıyla sınırlandırıldığı için tenkit edilebilir, fakat yazar maksadını gerçekleştirmiş ve kitaplardaki muazzam gücü gösterebilmiştir.

İslami Edebiyat Temsili İmajDünyayı Değiştiren Kitaplar“da filozofların, iktisatçıların, siyasetçilerin, bilim adamlarının kitapları arasında roman türünde yalnızca bir kitap var. Bir kadın yazara ait olan bu roman, Amerikan iç savaşından önceki zenci dramını anlatan, “Tom Amcanın Kulübesi“dir.
Downs roman hakkında şu bilgileri verir: “Kitabın lehinde ve aleyhinde olanların ortaklaşa kabul ettikleri tek nokta: Bu kitap kendi çağı ve Amerikan iç savaşında derin tesirleri olan bir kitaptır. Bir araştırmacı kitap için “Edebiyat tarihinin en büyük harikalarından biri” der. Bir başkası ise yazar için “Hiç şüphesiz dahi bir kadın” der.

Burada “Tom Amcanın Kulübesi” üzerinde duracak değiliz. Yalnızca nazara vermek istediğimiz, bir tek kitabın, (yani bir romanın) insanların düşünce ve davranışlarının değişmesine büyük katkısı olduğudur.

İnsanlık tarihinde iz bırakmış tek roman, “Tom Amcanın Kulübesi” de değildir. Misalleri çoğaltmamız mümkündür. Mesela Goethe’nin yazdığı “Genç Werterin Acıları” adlı roman, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde hemen meşhur olmuş ve kitap, bilhassa gençler üzerinde büyük tesir icra etmiştir. Roman kahramanı romanın sonunda intihar ediyordu ve o yıllarda kitabın tesiriyle intihar olayları yaygınlaşmıştı. Bir yazar bu kitap hakkında “Werter en güzel kadından daha çok intihara yol açtı” derken, başka biri de “Napolyon meslek icabı olanlar sayılmazsa onun kadar cana kıymamıştır²” der.

Hulasa; ustaca yazılmış bir kitap, şimdiye kadar insanlık âleminde müsbet veya menfi büyük tesirler icra edebildiği gibi, bundan sonra da etmeye devam edecektir.

İSLÂMİ EDEBİYAT
Cahiliye dönemi şairleri şiirleriyle milleti coşturuyor, kâh savaş çıkarıyor, kâh barışa vesile olabiliyorlardı. Cahiliye dönemi şairlerinin üstlendikleri rolü günümüzde yazarlar üstlenmiş görünüyor. Günümüz yazarları da insanların duygularında, düşünce ve davranışlarında büyük değişiklikler meydana getirebiliyorlar. Kâh ağlatıyor, kâh güldürüyorlar, ama en mühimi -cahiliye şairlerinin yaptığı gibi- ekseriyetle manevi duyguları zayıflatıyor, ahlakı bozuyorlar.

Kur’ân, nazil olduğu zamandaki bütün edebiyatçılara meydan okumuş ve onlara galip gelmişti. Kur’ân’ın bu yönü Müslüman edebiyatçılar için bir örnek olmalıdır. Onlarda Kur’ân’ın 1400 sene önce gerçekleştirdiğinin bir benzerini, bu gün gerçekleştirmeye çalışmalı, günümüz edebiyatıyla boy ölçüşmeli, onları geçecek, onlardan üstün, dünya çapında bir edebiyat oluşturmalıdırlar.

Günümüzdeki İslâmi edebiyat, hikâye, roman tarzında genellikle nasihat, vaaz üslubundan kurtulamamıştır. Halkın bu tür kitapları okuması İslâmi duyarlığından ve başka çaresi olmadığındandır. Onları okutturan, kaliteleri değil mecburiyettir. Bu kitaplar içerisinde batı klasikleriyle boy ölçüşecek kaliteli bir tane kitaptan bahsetmemiz mümkün değildir.

Her yazar, hikâye ve romanda bir dünya görüşünü telkin eder. Bu muhakkak. Fakat İslâmi roman veya hikâye yazarı bir vaizden de farklı olmalıdır. Vaizin bize söyleyecekleri bellidir. Bizim yaşadıklarımız, durumumuz onu ilgilendirmez. Yazar öyle değildir (veya öyle olmamalıdır). Yazar her şeyden önce bir psikolog ve sosyolog olmalı, yani insanı ve toplumu tanımalı. Hayatın gerçeklerini, insanın duygusallığını, İslâmi unsurları, insanın iç çatışmaları ve toplumla çatışmalarını hikâye veya romanına ustaca monte etmeli. Basitliğe ve kolaycılığa kaçmamalıdır.

Mesela vaiz “kadınların tesettürünün farz olduğunu” anlatır ve müminlerden bu farza uymalarını ister. Gayrı İslâmi bir ortamda yaşayan bir kadının başını örtmek istediğinde, karşılaşacağı iç çatışmalar, toplum baskısı karşısında hissettikleri vaizi ilgilendirmez. Bir yazar da tesettürü ele alıyor ve vaiz gibi hareket ediyorsa, belki bu bazı çevreleri ferahlandırabilir. Fakat mesaj geniş kitlelere mal edilemez. Mesajın geniş kitlelere mal edilebilmesi için, yazar “başını örtmek isteyen kadın”ın duygularını anlamalı, iç çatışmalarını görebilmeli, gösterebilmeli. Toplum baskısına karşı baş örtmenin zorluğu nazara verilmeli. Başını örtme cesaretini gösteren kadınlar kadar, örtemeyenler de nazara verilmeli, fakat tel’in edilerek değil, onların psikolojilerini nazara vererek anlatmalı. Ortaya koyduğu eser toplumun/hayatın bir aynası olmalıdır. Bu arada tesettürün faydaları, hikmetleri de ustaca anlatılmalı, başını örtmeyenler özendirilmeli.  “Başımı örttüm ve rahatladım” gibi kolay ve basit anlatıma kaçılmamalıdır.

Buraya kadar anlattıklarımızın yanında Müslüman yazar, bize İslâmi şeyler telkin edeceği zaman, bizim hissettiklerimizi hissetmeli, merakımızı tahrik etmeli, eğlendirmeli, güldürmeli, cesaretlendirmeli, korkutmalı, düşündürmeli, sorgulamalı, toplum yapısı ve hayatın zorluklarına karşı orijinal tesbitlerde bulunmalı ve çözümler üretmeli. Ve en mühimi okuyucuyu (yani bizi) aptal yerine koymamalıdır.

Bahsettiklerimiz elbette ki, İslâmi edebiyatın bütün özelliklerini ve sorunlarını yansıtmıyor, fakat en mühim sıkıntının bu bahsettiklerimizde düğümlendiğine kaniyiz. Bu ve benzeri hassasiyetlere dikkat edilebilirse, kaliteli bir İslâm edebiyatı oluşturulabilir ve bu edebiyat İslâm’ın topluma yansımasında büyük bir rol üstlenebilir.

Bu gün bir Tolstoy, ölümünden 100 yıl sonra bile kendisinden bahsettiriyorsa, bu onun kalitesinden kaynaklanmaktadır.
Tolstoy ve benzeri şahsiyetler ayarında veya onlardan üstün romancı ve hikâyecilere ihtiyacımız var.

KAYNAKLAR
1. Ötüken Yay, 2. Basım, 1994
2. Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri, s. 187, Ali Murat Daryal, İstanbul 1994. 2. baskı, Marmara ilahiyat yy.

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak



Başa Dön
bedeli ödüceksin yavsak