antalya escort istanbul escort ataky escort istanbul escort beylikdz escort escort istanbul ataşehir escort şişli escort ataşehir escort kadıky escort escort beylikdz escort kadıky

Anasayfa / Hadîs / ‘Ondan daha hayırlısı bana zevce olarak verilmedi’ Hz. Hatice (r.a)

‘Ondan daha hayırlısı bana zevce olarak verilmedi’ Hz. Hatice (r.a)

Vallahi, Allah bana ondan daha hayırlısını zevce olarak vermedi. İnsanlar beni inkar ettiğinde o bana inandı, insanlar veni yalanladığında o beni doğruları, insanlar beni mahrum bıraktığında malıyla beni o destekledi.Hadis-i şerif

Hazreti HaticeSessizlik… Resulullah Haticesi’nin başucunda oturuyor. “Ondan daha hayırlısı zevce olarak bana verilmedi” dediği sevgili eşi ise ölüm anının ağırlığı altında, Resulullah kıyamıyor vefakâr Haticesine. Sekaratı mevtin ona kolay gelmesi için elinden geleni yapıyor. Üç gül goncası; Zeyneb, Ümmü Gülsüm ve Fatıma yatağının çevresine oturmuşlar. Ahiret yolculuğundan  önce doya doya annelerine bakıyorlar. Sonraları ‘Hüzün yılı’ denecekti bu yıllara. Önce Ebu Talib ondan üç gün sonra Hz. Hatice bu dünyadan göçüp gittiler. Allah’ın Resulü mahzun kalbiyle kızlarını bağrına basıp, onları teselli ediyor. Ne mutlu Hatice validemize ki bu dünyadan büyük bir müjdeyle gitmişti. O ki, Cennet kadınların en faziletlileri arasında sayılmıştı. Onun dışında yalnız üç hanımın daha ismini anmıştı Resulullah. Fatıma binti Muhammed, Meryem binti İmran ve Firavun’un hanımı Asiye binti Muzahim. Tam yirmi beş yıl Allah’ın Resulüne eş olmuştu. Arkasında örnek bir hayat bırakarak gitti. Şimdi gelin yirmi beş yıl evveline birlikte gidelim.

Cahilliğin, türlü sapkınlıkların kol gezdiği bir devirdi Cahiliye devri. Böyle bir devirde et-Tahire (Temiz) diye çağırıyorlardı Hatice Validemizi. Karakterli şahsiyet olmak böyle olsa gerekti. Bu çok büyük bir derstir şimdiki zamanın ümmetine. Zaman,biz insanları çoğunluk olarak ne kadar cahilliğe batmış olursa olsun sizin sağlam bir karakteriniz varsa Hz. Hatice gibi devre meydanda okuyabilirsiniz. O Efendimizle tanışmasından evvel iki kez evlenmişti. İkisi de Araplar’ın soylularından, efendilerindendi. Birisi Hinti İbnu’n- Nebbaş İbn Zurare diğeri Atîk İbn Abid el-Mahzumi idi. Hatice validemiz; şerfefli, soylu ve oldukça zengin bir hanımefendiydi. Şam’a (Suriye’ye) gönderdiği bir kervanı vardı. İyi bir ticaret kabiliyetine sahipti. Bazılarını işçi olarak tutar, sermaye kendinden emek onlardan olmak üzere ortak çalışırdı. İşte bu zamanlarda Onun ismini duyuyor. Hiç hayaline gelir miydi acaba, bu isim kalbinde taht kuracak, dünyadaki biricik sevgilisinin ismi… Mekke’de el-Emin’den başka adı olmayan Muhammed İbn Abdullah ibn Abdulmutallib (s.a.v). Yirmi beş yaşlarında tabiri caizse aslan gibi bir delikanlı Sevgili efendimiz. Her yerde methediliyor güvenilirliğiyle. Hatice Validemiz keskin görüşüyle onun bu kervanın başına geçmesini istiyor. Ve birini yolluyor bu teklifle. Teklif Efendimiz’e ve ailesine ulaştığında, Ebu Talib yeğenini iknaya uğraşıyor. Şöyle diyordu; “Yeğenim! Biliyorsun ki, ben malsız bir adamım. Zamanın kıtlığı, geçim sıkıntısı üzerime çöktü. Bu yüzden bizim ne malımız var, ne de kervanımız. Bak kavminin ticaret kervanı Şam’a gitmeye hazırlanmaktadır. Hatice kervanındaki mallarla birlikte bazı adamları gönderiyor. Onlar bu ticaretten kazanç elde ediyorlar. Eğer sen ona gidip kendini arzetsen, herhalde temizliğin ve güvenilir olman sebebiyle seni başkalarına tercih eder. Aslında ben senin Şam’a gitmeni istemiyorum ve Yahudiler’in sana zarar vermelerinden korkuyorum. Duyduğuma göre o, iki erkek deve karşılığında birini tutmuş. Biz senin için ona verdiği miktara razı değiliz.” Yıllar sonra tarihe Hüzün Yılı diye geçecek zamanın iki başrolü, Hz. Muhammed bu işi kabul etsin istiyorlardı. Hz. Hatice, Efendimiz’e şu haberi gönderiyor peşi sıra; ” Sana kavmime verdiğimin iki katını veririm.”

Kader çarkları dönüyor. Her işte bir hikmet var. Allah’ın Resulü ve Resulü’nin zevcesi birbirlerini daha iyi tanıyacakları olaylarla karşılaşmak üzereler. Hz. Hatice bundan sonra bilecek ki, O’ndan daha hayâlı, daha iffetli bir kimseyi ömründe görmemiş.

Hz.Hatice’nin ticari zekâsının iyi olduğu tescilleniyor. Çünkü kervanın başında Resulullah var. Daha önce kazandıklarının iki katını kazanıyor. Hatice’nin kölesi Meysere de kervanda idi. Hatice’ye Hz. Muhammed’den bahsediyor. Can kulağıyla dinliyor Hatice. Rahip Nastura’nın söyledikleri var. Muhammed’in gölgelendiği ağacın altına şimdiye kadar Peygamberlerden başka kimse inmemiş. Devesinin üzerinde yolculuk yaparken iki melek O’nu gölgeliyor. Hatice bir hatırasını hatırlıyor sonra. O zamanlarda Recep ayında kutladıkları bir bayram günü, bir adam çıkageliyor. Adamın sesi hala kulaklarında şöyle demişti; ” Ey kadınlar! Yakında sizin beldenizde, Allah’ın risâletiyle gönderilecek Ahmed adında bir peygamber çıkacak. Hangi kadının ona eş olmaya gücü yeterse bunu yapsın.” Orada Hatice’yle beraber bu sözleri duyan diğer kadınlar galeyana geliyorlar. Taşa tutuyorlar adamı, sövüp sayıyorlar. Fakat Hatice’nin üzerinde bir sükûnet var. Diğer kadınların yaptığını yapmıyor o. Kimbili belki de yüreği hissediyor, o adamın bahsettiği yüreğinin diğer yarısı. Hatice artık kendisine de itiraf ediyor. İçinde Muhammed’in sevgisi var. Ve insan en çok sevdiğinden bahsetmek ister.  Dostu Nefise’ye gidiyor. O’na Muhammed i anlatıyor, sevgili Muhammed’ini. Git diyor Nefise, Muhammed e söyle, Onunla evlenmek istediğimi söyle. Nefise, Hatice’nin gönlüne elçi olarak Hz. Muhammed’e gidiyor ve şöyle diyor “Neden dünyadan ilgini kesip, gençliğini kendine her şeyi yasak etmekle geçiriyorsun. Sana bağlı, seni yalnızlıktan kurtaracak bir eşle oturmaya ne dersin? Hz. Muhammed şu cevabı verdi:

Benim evlenecek param yok ki.

Nefise Bint Munye şöyle dedi:

Güzelliğe, mala, şerefe ve denkliğe davet edilirsen kabul etmez misin?

Nefise fırsatı ganimet bilip. Şunları da söyledi:

Hatice amcası Amr İbn Esed’e seninle evlenmek istediğini anlattı. Size de şunları söylüyor: Ey amcamın oğlu! Seni yakınlığın, halk içindeki şerefin, eminliğin, güzel ahlâkın ve doğru sözlülüğün sebebiyle arzu ettim.

Esasen bu sözlerde de Hatice Validemiz’in  yüksek şahsiyetine tanık oluyoruz. O zamanlarda onunla evlenmek isteyen çok fazla kişi vardı. Aralarında zenginler, suretçe güzeller, soylular da vardı elbette. Fakat o evliliğe kıstas olarak maddi şeylerin yüksekliğini değil, maneviyatın yüksekliğini tercih ediyor. Onun için güzel ahlak ve doğru sözlülük çok daha önemliydi. Efendimiz konuyu amcalarına açınca, Ebu Talib ve Hamza İbn Abdulmuttaliple birlikte, Hatice’nin amcası Amr İbn. Esed’e gittiler. Ebu Talip söz aldı ve şöyle dedi; ” Muhammed’le hiç bir kimse mukayese edilemez. O şeref ve asaletçe, akıl ve faziletçe onların hepsinden üstün gelir. Gerçi malı azdır. Fakat mal dediğin nedir ki. Geçici bir gölge, alınır verilir eğreti bir şey. Şimdi o sizden kızınız Hatice’yi istemektedir. Amr İbn Esed de şunu söyledi: O boy ölçülemeyen benzersiz bir kimsedir.” Böylece Efendimiz ve Hz. Hatice nikâhlandılar. Develer kesildi, yemekler dağıtıldı. Davetliler arasında Resulullah’ın sütannesi Halime de vardı. Hz. Hatice eşinin sütannesine büyük bir hürmet gösterdi. Kendisine kırk baş koyun hediye ederek uğurladı onu yurduna. O örnek bir eşti, eşinin sevdikleri onun da sevdikleri oldu. Hürmetler karşılıklıdır. O muamele ettiği gibi de muamele görecekti. Latif ve şefkatli bir yürekti Hatice’ninki. Öksüz ve yetim büyümüş Efendimiz onun yanında sükûnet ve rahat buldu. Cenab-ı Hak da onlara evlatlar hediye etti. Kasım, Rukiye, Zeyneb, Ümmü Gülsüm ve Fatıma.

Efendimiz Allah tarafından Peygamberliğe hazırlanırken en büyük  destekçisi Hatice Validemizdi. Efendimiz kendisine çok ağır gelen bir rüya ile uyandığında Haticesine anlatıyordu rüyasını. Hz. Muhammed kırk yaşında, Hira dağında, Cebrail vasıtasıyla ilk ayeti aldığında yine Haticesine koşmuştu. Şöyle diyordu; “Hatice! Vallahi ben şimdiye kadar bu putlara ve kâhinlere kızdığım kadar hiçbir şeye kızmadım. Ben kâhin olmaktan korkuyorum” Hz. Hatice:

-Hayır, asla. Amca oğlum! Sen böyle söyleme. Allah seni, hiç bir zaman böyle yapmayacak. Çünkü sen akrabalarla ilgilenirsin, sözün doğrusunu söylersin, emanete riayet edersin. Senin ahlâkın güzeldir. Eşinin kaygısı onun kaygısıydı. Bu halin ne olduğunu danışmak için amcası Vara bin Nevfel’e gittiğinde, Muhammed’e gelenin Cebrail olduğu haberini alıyordu.

Bir gün, Resûlullah yolda yürüyor. Hira’dan gelen meleği, gökle yer arasındaki bir kürsü (taht) üzerinde gördü. Korkarak hanımı Hatice’ye döndü ve şöyle dedi: Beni örtünüz. Hatice onu örttü. Daha sonra onu yatağında titrer bir halde yatarken gördü. Nefesleri ağırlaşmıştı. Alnından ter akıyordu. Sanki o kendisine fısıltıyla konuşan birisini dinliyor gibiydi. Daha sonra bu durum ondan gitti o  da, sanki duyduğunu tekrarlarcasına şunları söyledi:

Ey örtüye bürünen! Kalk. Uyarı görevini yap. Rabbinin yüceliğini anlat. Elbiseni temiz tut. Putperestlik pisliğini bırakmakta devam et” Daha sonra Rasûlullah (s.a.v) hanımı HZ. Hatice’ye bakıp şöyle dedi: Hatice! Artık ve rahat zamanı bitti. Cebrail bana insanları uyarmamı, onları Allah’ ve ona ibadete davet etmemi emretti. Ben kimi davet edeyim ve bana kim cevap verir? Hz. Hatice: Davet ettiklerinin ve cevap verenlerin ilki benim diye cevap verdi.

Göklerden selam var Hz.Hatice’ye. Cebrail Resulullah’a şöyle diyor;

-İşte şu Hatice’dir. Sana doğru geliyor. Yanında bir kap, içinde de yiyecek – içecek var. O sana geldiği zaman, ona Rabbi’nden ve benden selâm söyle. Ona cennette bir evi müjdele. Orada ne gürültü, patırtı ne de meşakkat vardır.

Hatice geldiği zaman Rasûlullah (s.a.v) ona şöyle demişti:

Allah Hatice’ye selâm söylüyor. Hz. Hatice şöyşe cevap verdi:

Şüphesiz Allah selâmdır. Selâm Cebrail’in üzerine olsun. Selâm ve Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun.

Kureyşlilerin eziyetleri, Resulullah’ı kabul etmeyişleri, müslümanların boykot edildiği, kuşatma altında bırakıldıkları o zor seneler. Hatice yorgun. Cebrail’in müjdesine kavuşmasına az kalmış. Fakat yüreğinin yarısını böyle darlık içinde bırakıp gitmek istemiyor. Hasta yatağından dualar ediyor; “Şu sıkıntılı hal gidinceye kadar bana süre tanınsaydı da da gönül hoşluğuyla gözüm arkada kalmadan vefat etseydim.

Yanıbaşındaki Ümmü Gülsüm bütün kalbiyle haykırdı: “Sen de bir şey yok anneciğim”

Sonra gözyaşlarına boğuldu, fazla konuşamadı. Anne konuşmasını sürdürdü “Ah Rabbim! Benim bir şeyim yok yavrum! Kureyş’li hiç bir kadın benim tattığım nimetleri tatmadı. Belki şu dünyada hiçbir kadın benim elde ettiğim şerefe ermedi; dünyada Muhammed Mustafa (s.a.v)’in zevcesi olmam şeref olarak yetip arttığı gibi ahirette ilk mü’min kadın olarak diriltilmem ve mü’minlerin annesi olmam en büyük nimettir benim için

Sonra gözlerini yumarak fısıldadı:

Allahım sayamayacağım kadar övgüye layıksın! Allahım, sana varmayı hoşnutsuzlukla karşılamam, ancak ben, bana vereceğin nimetlere daha fazla layık olabilmek için daha fazla fedakarlıkta bulunmayı çok istiyorum

Validemizin duası kabul oluyor. Kuşatmanın bitiminden sonra, altmış beş yaşında Ruhunu Rahman’ a teslim etti.

O, yirmi beş yaşında nikahlandığı Resulullah’a, yirmi beş yıl refakat etti. Abdulaziz eş- Şennabi nin dediği gibi; Tarih, sevgide, şefkatte, vefada ve cefâda Hz. Hatice’den daha şerefli bir kadından asla bahsedemiyecektir… Çünki; Hz. Hatice, dünya durdukça müslüman kadınlarına her yönüyle örnek İslâm kadını olmaya devam edecek ve ismi hürmetle ve rahmetle  kıyamete kadar dillerden düşmeyecektir.

Gelen Aramalar:hz hatice kimdir

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak

bakırköy escort ataköy escort şişli escort kartal escort anadolu yakası escort avrupa yakası escort kadıköy escort maltepe escort beşiktaş escort bayan ümraniye escort


Başa Dön