Anasayfa / Güncel / Hoşgeldin Ey Şehr-i Gufran

Hoşgeldin Ey Şehr-i Gufran

Rabbimize hadsiz şükürler olsun ki rahmet mevsimi olan üç aylara bir kez daha girmiş bulunuyoruz. Receb, Şaban derken bu ay sonunda Ramazan’a da inşaallah kavuşacağız. Resul-ü Ekrem efendimiz (asm)’ın üç aylar girdiğinde yapmaya başladığı “Allahım, Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır” duasına, bizler ümmeti olarak bütün ruh-u canımızla amin diyor ve bu ayların feyiz ve sevaplarıyla bereketlenerek Ramazan’a da ulaşmayı ve tam bir nefis terbiyesiyle azami derecede istifade etmeyi Allah’tan diliyoruz.

Yüce Rabbimiz Bakara Suresi’nde peş peşe gelen üç ayette orucun farziyetini ve Ramazan’ın Allah katındaki faziletini şöyle ilan etmiştir: “Ey iman edenler! Sizden evvelkilere farz kılındığı gibi, oruç tutmak sizin de üzerinize farz kılındı; ta ki sakınasınız. Sayılı günler olarak (oruç size farz kılındı)! Fakat içinizden kim hasta olur veya yolculukta bulunursa, artık (tutamadığı günler) sayısınca başka günler (de oruç tutsun)! Ona gücü yetmeyenlerin üzerine ise, (tutamadıkları her gün için bir fakirin (bir günlük) yiyeceği kadar fidye (verme borcu) vardır. Buna rağmen kim gönlünden koparak bir hayır işlerse (daha fazla verirse) o takdirde bu, onun için daha hayırlıdır.

Bununla beraber bilirseniz, (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki insanlara doğru yolu göstermek ve hidayet ile Furkan’dan (hak ile batılı ayıran hükümlerden) apaçık deliller olmak üzere Kur’an onda indirilmiştir. Öyle ise içinizden kim o aya erişirse, artık onda oruç tutsun! Kim de hasta olur veya yolculukta bulunursa, artık (onun üzerine tutamadığı günler) sayısınca başka günler( de oruç tutma borcu) vardır. Allah size kolaylık ister ve zorluk istemez. İşte (bütün bunlar) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayete erdirmesine mukabil (tekbir getirerek) Allah’ı büyük tanımanız içindir; hem ta ki şükredesiniz.” Ayette görüldüğü üzere, Ramazan’da müminlerin oruca emredilmesinin sebebi, Kur’an’ın o ayda insanlığa bir rahmet olarak indirilmiş olmasıdır.

Ramazan ayında tüm İslam dünyası nurani bir atmosfer altına girer. Gün boyu Allah için aç ve susuz kalıp nefsin arzularına gem vurarak yalan, gıybet, harama bakmak gibi her türlü günahlardan uzak durarak mübarek abid kullar vaziyetine bürünerek mü’minler bir nevi melekleşirler. Akşamları muhabbetler tazelenir. Geceleri teravih namazlarıyla, zikir, tesbih ve Kur’an’la şenlendirilir. Bütün bir Ramazan boyunca hatimler indirilir, mukabelelere iştirak edilir. Kur’an’ın inişine yakışan mübarek bir ibadet ayı olarak, Ramazan ayını ihya etmeye çalışırlar. Ramazan’ın son yıllarda uzun ve sıcak yaz günlerine denk gelmesi, bir yandan orucun meşakkatini arttırırken, bir yandan da Allah’ın rızası yolunda nisbeten daha büyük meşakkatlere sabretmek; rıza-yı nefis ile buna taraftar olmak, daha büyük ruhani hazların alınmasına vesile olmaktadır. Akşam iftar ettikten sonra, Allah için girilen bir sabır imtihanından daha zaferle çıkmanın tadını her mü’min kalbinin derinliklerinde hisseder. Fahr-i Alem (asm) Efendimiz bu manevi hazza işaretle şöyle buyurmuştur: “Oruçlu için iki sevinç vardır: Birisi orucu bozduğu zaman sevinir, öbürüsü de Rabbi’ne kavuştuğu zaman orucun mükafatı ile sevinir.” 2

ORUCUN FAZİLETİ HAKKINDA BUHARİ’DE GEÇEN HADİSLER

Ramazan orucunun Allah katındaki yüksek fazileti hakkında Resul-ü Ekrem (asm) Efendimiz’in pek çok hadisleri vardır. İslam dünyasının Kur’an’dan sonra en muteber kitabı olan Sahih-i Buhari namındaki meşhur hadis kitabında geçen bir kısım hadisleri burada zikretmeyi münasip görüyoruz. Çünkü mü’minin bu hadis-i şerifleri bilerek tutacağı bir oruca karşı daha büyük bir iştiyak duyacak, nefsinden yaptığı fedakarlığın kıymetini daha iyi idrak edecek ve tuttuğu oruçtan daha fazla feyiz alacaktır. Fahr-i Alem (asm) efendimiz Allahu Teala’nın bir hadis-i kudside şöyle buyurduğunu bildiriyor: “Ademoğlunun işlediği her hayır iş kendisi içindir. fakat oruç böyle değildir. Oruç sırf benim için edilen bir ibadettir. Onun mükafatını da ben veririm” 3 buyurdu. Oruç tutanın ahiretteki üstünlüğü ve göreceği farklı muamele: “Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde yalnız oruç tutanlar girer; ondan oruç tutanlardan başka hiç kimse girmez. (Kıyamet gününde:) Oruç tutanlar nerede? denilir. Oruç tutanlar kalkarlar ve o kapıdan girerler. Onlardan başka hiç bir kimse buradan girmez. Onlar girdiği zaman kapı kapatılır, artık bu kapıdan hiçbir kimse girmez.” 4

Ramazan’ın fazileti ve rahmet kapılarının açılması:  “Ramazan geldiği zaman cennet kapıları açılır.” 5

“Ramazan ayı girdiği zaman gök kapıları açılır ve cehennem kapıları kapatılır, şeytanlar da zincirlenir.”6

“İbn Abbas(ra) şöyle demiştir. Peygamber(asm) hayırda insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu zaman da Ramazan’da Cibril’in kendisine çokça kavuştuğu zamandadır. Cibril aleyhisselam Ramazan’ın her gecesinde O’nunla buluşur, gündüz geceden sıyrılıp çıkıncaya kadar veya Ramazan çıkıncaya kadar Peygamber Kur’an’ı ona arz ederdi (tamamını okurdu). Cibril, Peygamber’e kavuştuğu zaman da Peygamber hayırda, eserken engele rastlamayan rüzgardan daha cömert olurdu.” 7

Kadir Gecesi ve Ramazan ayının günahların bağışlanmasına sebep olması: 

“Her kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir Gecesi’nde kalkar ibâdet ederse, geçmiş günahları mağfiret olunur. Her kim de Ramazan orucunu inanarak ve mükâfatını ancak Allah’tan umarak tutarsa, onun geçmiş günahları mağfiret olunur.”8

Orucun, kötülükleri terk ederek tutulması zarureti:Her kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa, o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına Allah’ın hiç bir ihtiyacı yoktur.” 9

Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin. Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.10

ORUCUN PEK BÜYÜK FAYDALARI

Yukarıdaki hadis-i şeriflerde okuduğumuz Ramazan orucunun pek büyük fazilet ve sevapları yanında çok azim faydaları, hikmetleri vardır. Bu faydalar, kişinin nefsinin terbiyesinden, beden sağlığından ta toplumundaki dayanışma ve birlik ruhunun güçlendirilmesine kadar pek çok sahalarda görülmektedir. Üstad Bediüzzaman, Ramazan Risalesi’nde bu mühim hikmetlerden dokuzunu tadad etmektedir. Bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

1-Orucun Rabbimizi ve O’nun kulu olduğumuzu hatırlatması: Gaflet sebebiyle hadsiz nimetlerle rızıklandırıldığını ve Rabbi tarafından terbiye olunduğunu unutan insan, iftar sofrasında beklerken ezan ile gelen “Buyurunuz!” ilahi emriyle o nimetlerin kimin olduğunu ve kendisini nimetlerle terbiye eden Rabbini ve O’nun kulu olduğunu o halin ikazıyla hatırlar.

2-Nimetlere şükretmeyi öğretmesi: İnsanda şükür ve minnettarlık duygularını ortaya çıkaran üç şeydir. Birincisi nimetin kıymetini; ikincisi o nimete olan ihtiyacını bilmek; üçüncüsü o nimetlerin başkası tarafından verildiğini görmektir. Orucun verdiği açlık ile kuru bir ekmeğin dahi ne kadar kıymetli olduğunu ve ona ne kadar muhtaç olduğunu ve yemesinin yasaklanıp izne tabi olması ile o nimetler kendisinin değil Allah’ın birer ihsanı olduğunu hissederek hakiki şükrün anahtarını elde eder.

3-Fakir ve aç insanlara karşı şefkat ve yardımı öğretmesi: Açlık ve fakirlik bilmeyen insanlar, açlığın ne demek olduğunu tatmazlarsa fakirlere gereği gibi şefkat ve yardım edemezler. Ramazan ayında en  zengin insanların bile tatmak zorunda kaldıkları açlık, fakirlerin acınacak hallerini bizzat anlamalarını sağlar. Bu da zengin tabakanın fakirlerin imdadına daha bir şefkatle koşmalarını temin eder.

4-Nefsin serbestlik duygularını kırması: Nefis daima Allah’ın yardımına ve ihsanına, yani O’na bağlı bir kul olmaya muhtaç olduğu halde, bağımsız ve hür olmayı ister, O’nun kulu olduğunu hatırlamak istemez. Oruç vasıtasıyla anlar ki kendisi hiç bir şeyin, hiç bir nimetin, hatta kendinin dahi maliki değildir. Bilakis Allah’ın mülküdür ve kuludur. Allah izin vermezse ne yiyebilir ne içebilir En sıradan bir işi bile müsaadesiz yapamaz, elini suya uzatamaz.

5-İnsana güzel ahlaklar kazandırması: Gafletle aczini ve fakrını unutan, hata ve kusurlarını görmek istemeyen, her an ölüp dağılıverecek bir vücudu olduğunu fark edemeyen insan, Rabbini de ahiretini de gereği gibi düşünemez ve bu sebeple kötü ahlaklar içerisine yuvarlanır. Fakat açlık vasıtasıyla acizliğini ve fakirliğini farkederek bütün bu gafletlerden sıyrılan insan, Rabbini hatırlar ve ahiretini düşünür ve onu kazanabilmek için kötü ahlaklardan kaçar ve güzel ahlakları elde eder.

6-İnsanı Kur’an’dan azami istifadeye hazırlaması: Ramazan, Kur’an ayı olduğu için ve Kur’an’ın en mühim nüzul zamanı olduğundan Ramazan’da bol bol Kur’an okunarak azami istifade etmeye çalışılır. İşte bu ayda tutulan oruçtaki açlık vasıtasıyla melek gibi bir vaziyet alarak Kur’an’dan en fazla istifade etmenin kapıları açılır.

7-Çok büyük uhrevi karlar kazandırması: Ramazan Kur’an ayı olduğundan adeta ilahi bir bayram hükmünde olması sebebiyle, Rahmet-i İlahiye tarafından her bir iyilik ve haseneye bu ayda pek çok sevaplar verilir. Her bir hasenenin sevabı, Ramazan’da bine; Kadir Gecesi’nde otuz bine kadar çıkar. Böyle büyük ahiret ticaretlerinin yapıldığı bir ayda insan için en güzel vaziyet, oruç tutmakla nefsani zevklerden uzaklaşarak bir cihette melekleşip uhrevi bir adam halini almaktır. Orucun kazandırdığı ulvi, kudsi duygularla en büyük  ve ebedi kazançlar bu ayda elde edilebilir.

8-Beden sağlığına hizmet etmesi: Nefsinin arzularına tabi olarak rast gele yiyip içmek ve midesini düzensiz ve sık aralıklarla çalıştırmak tıbben pek çok hastalığın sebebidir. Bir ay boyunca yapılan bir perhiz hükmünde olan oruçla midesini dinlendiren insan, beden sağlığı için mühim bir tedavine dönemine girmiş olur. Oruçla nefsini kontrol etmeye ve onun hevai arzularını dinlememeye alışan bir kimse, başka zamanlarda da midesini sıhhate daha elverişli şekillerde kullanmaya muvaffak olur. Abur cuburdan ve vakitli vakitsiz yemekten kurtulur.

9-Nefsin firavunluğunu kırması: Nefis adeta firavun gibi Rabbini tanımak istemez. Kendini müstakil bir Rab gibi görür.Açlıktan başka hiç bir ceza nefisteki bu firavunluk hissini kıramaz. Nefsin firavunluk damarını kıracak ve onu rablik davasından vazgeçirecek tek ilacın açlık olduğunu beyan eden bir hadis-i şerifte Resul-ü Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur “Cenab-ı Hak nefse demiş ki ” Ben neyim, sen nesin?” Nefis demiş “Ben benim, sen sensin!” Azab vermiş cehenneme atmış yine sormuş. Yine sormuş.Yine demiş “Ene ene, ente ente.” (Ben benim, Sen sensin.) Hangi nevi azabı vermiş enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş “Men ene vema ente?” (Ben kimim, sen kimsin) Nefis demiş “Ente Rabbi’r- Rahim ve ene abduke’l acz” Yani ” Sen benim Rabb-i Rahimimsin, ben senin aciz abdinim.”11

Kaynaklar:
[1] Bakara, 183-184-185.ayetler
[2] Buhari, Savm 14
[3] Buhari, Savm 14
[4] Buhari, Savm 6
[5] Buhari, Savm 8
[6] Buhari, Savm 9
[7] Buhari, Savm 12
[8] Buhari, Savm 11
[9] Buhari, Savm 13
[10] Buhari, Savm 14
[11] Osmanlıca Mektubat, 248

Bir yorum

  1. Hoşgeldin ey yar… Aşkla geldin, huzur getirdin, mutluluk getirdin… Hoşgeldin…

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak



Başa Dön