Anasayfa / Genç Kâlemler / Duâ iklimine mukaddime

Duâ iklimine mukaddime

Niçin duâ ediyoruz?

Niçin duâ ediyoruz?

Bütün mevcudâtta sebeb-i medih ve senâ olan kemâlât O’nundur. Öyleyse, hamd dahi O’na aittir. Ezelden ebede kadar her kimden her kime karşı gelen ve gelecek medh ü senâ O’na aittir. Çünkü sebeb-i medih olan nimet ve ihsan ve kemal ve cemal ve medâr-ı hamd olan herşey O’nundur, O’na aittir. Efendimiz Muhammed’e (sav), O’nun mübarek nesline, ehl-i beytine ve ashâbına, ilminde olanlar sayısınca, mülkün devam ettikçe devam edecek olan bir salât ve selâm eyle.

İnsanoğlu hayatı boyunca küçük büyük pek çok musibete dûçar olmakta, kendi güç ve çabasıyla bunlardan kurtulamamaktadırlar. Bununla beraber sayamayacağımız kadar istekleri var, ama bunların pek çoğunu elde edememektedir. İşte musibetlere karşı âciz oluşumuz, istek ve arzularımıza karşı da fakir oluşumuz, onları elde edemeyişimiz, ister istemez bizden daha güçlü, her şeyi yapabilen, merhametli bir zatı yani Allah’ı aramaya bizi sevk etmektedir. Allah’a yönelip duâ ederek onun Rahmet ve Kudretine yönelmek bizim fıtratımızın bir özelliğidir. İnsan ekmeğe, suya muhtaç olduğu kadar Allah’a yönelmeye, duâ etmeye de muhtaçtır. İnsan fıtratı böyle olduğu gibi, Kur’ân-ı Kerim’de de, Allahu Teâlâ bizden, ona yönelmemizi, ona duâ etmemizi, Rahmet ve Keremi’yle bizim duâlarımıza icâbet edeceğini bildirmektedir. Bu konuda Cenâb-ı Hak bizi Kur’ân’ı Kerim’de şöyle teşvik etmektedir: “(Habibim, yâ Muhammed!) Kullarım sana benden sorarsa şübhe yok ki ben (onlara) pek yakınım. Bana duâ ettiğinde duâ edenin duâsına cevap veririm.1 “De ki: Duânız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?2 Rabbinize yalvara yalvara ve için için duâ edin!3

Kur’ân-ı Kerim’i en güzel şekilde tatbik eden ve bize en güzel numûne olan Peygamberimiz (sav)’in ise hem sözlerinde, hem de hayatının her safhasında duânın vazgeçilmez bir yeri vardır. Hayatının her safhası diyoruz, çünkü O (sav) eve girerken, evden çıkarken, bir işe başlarken, sabah olunca ve akşama erince, yemekten sonra, gece yatacağı zaman ve bunlar gibi günlük hayatının her anına duâyı yerleştirmiş, aynı zamanda bütün ibadetlerinde de duâyı esas tutmuştur. Meselâ, abdestte abdest duâları, namazlarda ayrı ayrı çok şumullü duâlar, hutbede, mescide girerken-çıkarken, mübarek gecelerde, cenaze duâları gibi ibadete taalluk eden her durumda da duâ etmekten bir an geri durmamıştır. Ayrıca insanların duâya çok muhtaç oldukları haller olan, sıkıntılar, borçluluk ve hastalık gibi durumlar da bizi maddeten ve manen çok rahatlatacak duâları da öğretmiştir. Peygamberimiz (sav) bizi duâya şu sözlerle teşvik etmiştir: “Duâ ibadettir.4Duâ ibadetin özüdür.”5Allah hayat veren ve çok cömert olandır. Kendisine ellerini kaldıran kulunu hayal kırıklığına uğratıp (onun) elini boş geri çevirmez.6Duâ, Allah’ın rahmetinin anahtarıdır.7Allah katında duâdan daha kıymetli bir şey yoktur.8 Bunlar gibi Nebevi daha birçok teşvikler mevcuttur.

Aynı zamanda kalplerimizi, ruhlarımızı her türlü manevi kirlerden arındıracak ve onları Rabbimize karşı tertemiz hale getirecek duadır. İmanını tahkiki hale getirmiş bir mümin hiçbir şekilde duâdan mahrum kalamaz. Çünkü o kuvvetli iman onu her an Rabbine yönlendirecek ve asıl huzuru ona için için yalvarmakta bulacaktır. Duânın muayyen bir vakti yoktur. Cenab-ı Hak kendisinin anılmasından bahsederken, “Onlar ki, ayakta dururken, otururken ve yatarken Allah’ı zikr ederler.9 buyurarak her durumda kendisinin anılmasını istemiştir. Duâyı hayatının her sahfasına yerleştiren bir ferd Rabbimizin “Siz beni anın ki Ben’de sizi anayım10 âyetine mazhar olarak Rabbinin kendisini anmasını sağlar ki işte bu mümin için muazzam ve vazgeçilmez bir nimettir. Eğer şu fâni dünyada hâlâ günlük evrâd ve ezkârımız yoksa Rabbimizle hususi baş başa bir ânımız olmuyorsa o zaman kendimize bir çeki düzen vermeli, bu halimize tevbe-istiğfar ederek bu halden dönmeliyiz. Tarihteki Hak âşıklarına baktığımız zaman her birinin hayatında duânın çok büyük bir yerinin olduğunu, bundan dolayı da Rablerine karşı sarsılmaz bir bağlarının bulunduğunu, onların yapmış oldukları ve bir kısmı kendilerine ait olan münâcâtlarından çok net bir şekilde görmekteyiz. Bizim de âhirette onlara bir nebze olsun yanaşmak için çok mühim bir sermayemizin duâ olduğunu aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir. Bizim duâ noktasında en önemli nazarımız ise duânın hem fiili, hem kavli olduğunu bilmektir. Yani dua da öncelikle yapılacak bütün işlerin hakkıyla yapmakla beraber sözlü olarak istemektir. Kur’ân-ı Kerim’de peygamberlerin yaptıkları duâlara dikkat edersek hep fiili olarak çalışmalarının içinde Allah’a yalvarmışlardır.

Kaynaklar

1- Bakara, 186
2- Furkan, 77
3- A’râf, 55
4- Tirmizi, Deavât, 1,h.no: 3372
5- Tirmizi, Deavât, 1,h.no: 3371
6- Tirmizi, Deavât, 105,h.no: 3556
7- Kenzu’l-Ummal, c.2, s.62, h.no:3116
8- Hâkim, Müstedrek, c.1, s.490
9- Âli İmran, 191
10- Bakara, 152

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak



Başa Dön