Anasayfa / Kur'ân-ı Kerim / “De ki: O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır”

“De ki: O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır”

Allah tarafından gönderilen ilâhi kitapların sonuncusu olan Kurân-ı Kerim, son Peygamber Hz. Muhammed (asm)’e indirilmiştir. Kur’ân kelimesi sözlükte: “Toplamak, okumak, bir araya getirmek” diye tarif edilir.

Kur’ân-ı Kerim, gerek hafızların hafızalarında, gerek yazılmış nüshalarda bir harfi bile değişmeden günümüze kadar korunmuştur. Aslını kaybetmeden sonsuza kadar da muhafaza edilecektir. Çünkü İslâmiyet, insanlığa gönderilen son dindir. Hz.Muhammed (asm), bütün milletlere gönderilmiş en son peygamberdir. Kur’ân ise, hükümleri bütün kâinata kadar evrensel bir kitaptır.

KUR’ÂN’IN MADDİ HASTALIKLARA ŞİFA OLMASI

Peygamberimiz’in hem kendisine hem de rahatsız ve hasta olan kimselere Kur’ân’dan Âyet’el Kürsi, Felak, Nas, Fâtiha gibi bazı sure ve ayetleri şifa için okuduğuna dair rivayetler vardır. Ayrıca bununla ilgili çok kıssa ve hatıralar da anlatılır. Bir hadis-i şerif’te, Hz.Âişe (ra) anlatıyor: ” Hz.Peygamber (asm), yatağına girdiği zaman, Kul Hüvallâhü Ehad’i ve Muavvizateyn’i (Felak ve Nas surelerini) okur, ellerine üfleyip yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi.” (Buhari, Fedailül Kur’ân, 14: Müslim, Selam, 50)

Bediüzzaman Hazretleri 28.Lema’da buna işareten: “Demek o hurufların (harflerin) okunmasıyla ve yazılmasıyla maddi ilaç gibi şifa ve başka maksatlar hasıl olabilir.” diyor.

Bir rivayette ise şöyle denilmiştir: “Üstaz Ebu’l Kasım el Kuşeyri(k.s)’nin oğlu çok şiddetli bir hastalığa yakalandı. Öyleki ondan ümidini kesti. Bu durum Üstaza çok ağır geldi. Bunun üzerine uykuda Hak Sübhanehü ve Teâlâ’yı gördü. Cenab-ı Hak ona buyurdu ki: “Şifa ayetlerini topla ve çocuğunun üzerine onları oku. Ve onları bir kabın içine yaz. Sonrada içine içilecek bir şey koyup ona içir. O da böyle yaptı. Kısa zamanda çocuğa şifa ihsan buyuruldu. (Ruh’ül Beyan, c.5, sh.194)

Kur’ân’ın şifa olduğuna işaret eden ve “” diye meşhur olan altı ayet-i kerime şu şekildedir:

1-“Ve yeşfî sudûra kavmi’m-mü’minîne ve yüzhib ğayza kulûbihim.”
Meali: (Allah mü’minlerden bir topluluğun gönüllerine şifa versin.) |Tevbe, 14

2- “Yâ eyyühe’n-nâsü kad câet küm mev’ızatun min Rabbikum ve şifâü’l-limâ fi’s-sudûri ve hüden ve rahmetün li’l-mü’minîn.”
Meali: (Ey İnsanlar! Size Rabb’inizden bir öğüt, gönüllerin derdine şifâ, mü’minlere bir hidâyet ve rahmet gelmiştir.)  |Yunus, 57

3- “Yahrucu mim-butûnihâ şarâbüm-muhtelifün elvânühû fîhi şifâü’l-linnâsi inne fî zâlike le’âyete’l-likavmi’y-yetefekkerûn.”
Meali: (Onların karınlarından çeşitli renklerde bir şerbet çıkar ki, onda insanlar için şifâ bulunur. Düşünen bir topluluk için şüphesiz bunda bir delil vardır.”) | Nahl, 69

4- “Ve nünezzilü mine’l-Kur’âni mâ hüve şifâü’v-ve rahmetü’l-li’l-mü’minîn.”
Meali: (Biz Kur’ân’da mü’minler için şifâ ve rahmet olan âyetleri indiriyoruz.”) |İsra, 82

5- “Ve izâ meridtü fehüve yeşfîn.”
Meali: ( Hem hastalandığım zaman da bana O şifa verir.) |Şuara, 80

6- “Kul hüve li’llezîne âmenû hüden ve şifâün.”

Meali: (O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır) |Fussilet, 44

KUR’ÂN’IN MANEVİ HASTALIKLARA ŞİFA OLMASI

Kur’ân’ın maddi hastalıklarımıza  şifa olmasının yanında asıl manevi hastalıklarımıza şifakâr olması daha büyük bir önem arzeder. Bu hususta Bediüzzaman Hazretleri 1.Şua’da zikrettiği Fussılet suresinde geçen “De ki: O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır” ayetinin şifalı bir ayet olduğunu, çok zamandır derdlerinin devası ve ilacı olduğunu söyledikten sonra şöyle devam eder: Eczahane-i Kübray-ı İlâhiye olan Kur’ân-ı Hakim’in tiryaki ilaçlarından Risâle-i Nur eczalarının kavanozlarından alarak belki bin manevi dertlerime, bin kudsi şifayı buldum. Ve Risâle-i Nur Şakirdleri dahi buldular. Ve fenden ve felsefenin bataklığından çıkan ve tedavisi çok müşkil ve zındıka hastalığına müptela olanlardan çokları onunla şifalarını buldular. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 73)

Muhbir-i Sadık olan Peygamberimiz (asm) da Kur’ân’ın mucizevi özelliklerinden şifa vesilesi olması noktasında şöyle buyurmaktadır: “Kur’ân ölü kalplere şifadır.”

Mezkûr şifa ayetlerinde de zikredilen mana işte budur. Kur’ân, Allah’ı unutan, haramların, günahların hatta gaflet ve dalaletlerin istilasına uğrayan kalplere birer şifa kaynağı olduğu için kendisine “şifa” isminin verilmesi gayet muvafık düşmüştür.

Yine Bediüzzaman Hazretleri hizmet-i imaniyeye ilk başladığı ve nefiy namıyla sürgün edildiği Barla’da ilk saf talebelerinin Nur Risalelerinin Kur’âni eczahanesinden aldıkları ilaçları nasıl istimal ettiklerini bizlere şöyle anlatır: “Ben nefsim de tecrübe ettğim ve eczahane-i mukaddese-i Kur’aniye’den aldığım ilaçları onlar da (Hulusi Bey ve Sabri Efendi) kendi yaralarını hissedip o ilaçları merhem suretinde tecrübe ediyorlar. Aynı hissiyâtımla mütehassis oluyorlar. Ve ehl-i imanın imanlarını muhafaza etmek gayreti en yüksek derecede taşımaları ve ehl-i imanın kalbine gelen şübehât ve evhamdan hâsıl olan yaraları tedavi etmek iştiyakı yüksek bir derece-i şefkatte hissetmeleridir.” (Barla Lahikası, 18)

KUR’ÂNDAKİ TEKRARÂTTA NASIL BİR ŞİFA VARDIR?

Kur’ân, kalplere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifadır. Gıdanın tekrarı kuvveti arttırır. Tekrar etmekle daha me’luf ve daha me’nus olduğundan lezzeti artar. İnsan maddi hayatında her an havaya, her vakit suya, her zaman ve her gün gıdaya ve her hafta ziyaya muhtaçtır. Hem cismani ihtiyaç gibi manevi hâcât dahi muhteliftir. Bazısına insan her nefeste muhtaç olur. Cisme hava, ruha Hüve gibi… Bazısına her saat Bismillah gibi ve hâkezâ… Demek tekrar-ı ayet, tekrar-ı ihtiyaçtan ileri geliyor. Tekrarât ile şifaı şöyle ilişkilendirebiliriz: Nasıl ki bir ağrı kesici ya da bir antibiyotik iki-üç kez kullanılır. Tâ ki ilaçlardan elde edilen maksat hâsıl olsun. Aynen öyle de, manevi hastalıklarımıza şifa dertlerimize deva ve ruhi yaralarımıza merhem olacak. Kur’ân ayetleri ihtiyaca binaen tekrar edilmiş, muhatabı olan insanların kalbi hastalıklarından şifa bulması arzu edilmiştir.

KUR’ÂN’DAKİ TEKRARÂT ŞİFA OLDUĞUNDAN USANDIRMAZ

Kur’ân binler defa tekrar ediyor, usandırmıyor. Belki lezzet veriyor. Küçük, basit bir çocuğun hafızasına ağır gelmiyor, ezberleyebiliyor. En hastalıklı, az bir sözden incinen bir kulağa nâhoş gelmiyor, hoş geliyor. Sekeratta (ölüm anında) olanın damağına şerbet gibi oluyor. Zemzeme-i Kur’ân onun kulağında ve dimağında, aynen ağzında ve dimağında mâ-i zemzem (zemzem suyu) gibi leziz geliyor.

İnsan, çok sevdiği bir yemeği her gün yese belli bir zaman sonra bıkar. Onun için “Bal yiyen, baldan usanır” denmiştir. Bunun gibi çok sevdiği bir müziği devamlı dinlese belki bir  zaman sonra o müzikten usanır. Çok güzel ve sevdiği bir kitabı bir kaç defa okur, daha okumaz. Fakat Kur’ân böyle değildir. Kur’ân’ı ne zaman açıp okusak bıkmıyoruz. Başkalarından dinliyoruz, yine usandırmıyor. Usandırmamasının sırr-ı hikmeti şudur ki: Kur’ân, kalplere kuvvet ve gıda, akıllara kût ve gınadır (rızık ve zenginliktir) Ruha mâ’ ve ziya (su ve ışık) ve nefislere deva ve şifa olduğundan usandırmaz.  (Zülfikar, 25.Söz, sh.13)

Hulâsa, âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelâmı olan Kur’ân’ı Hakim, mü’minler için bir hidayet ve bir rahmet ve bir şifadır.

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak



Başa Dön