Anasayfa / Rîsâle-î Nûr / Bediüzzaman ve çalışma hayatı

Bediüzzaman ve çalışma hayatı

HERŞEY DİKKATLE İŞİNİ YAPIYOR

Bütün dinlerde önce var olmuş problemi çözülür. Düşünceler imar edilir. Bir Yaratıcı tasavvuru ortaya konur. Eğer zihninizde bir Allah tasavvuru ve buna dayalı olarak adalet düşüncesi yoksa elinizde tutyuğunuz terazinin pek anlamı yoktur.

Bediüzzaman Hazretleri zihinlerin arka planında bir çalışma felsefesi bina etmek için öncelikle var olmuş problemini çözüyor. Bir yaratıcı tasavvuru ortaya koyuyor. İnsanın alemdeki yerini tespit ediyor. Nasıl bir evrende yaşadığına ve mesai arkadaşları olan diğer varlıklar nasıl çalıştığına dikkat çekiyor. İnsanın faaliyet açısından ne kadar canlı bir ortamda bulınduğunu ve yaşadığı ortamın temel dinamiklerinin farkına varmasını hedefliyor.

Bediüzzaman Hazretleri’ne göre ömür bir sermayedir. Dünya ise bir ticarethanedir. Çalışmak Allah’ın emridir. Mülk Allah’ındır. Öyle ise emek toplumsal huzuru ve sosyal adaleti temin etmek için olmalıdır. Yoksa “Rahatım için zahmet çek. Sen çalış, ben yiyeyim. Benden yemeki, senden emek.” diyerek toplumsal barışı bozmak için değildir.

Üstad’a göre insan çalışacak/çalışabilecek ve faaliyet gösterecek bir donanımla yaratılmıştır. Alemde faaliyet esastır. Atalete (boş durmaya) yer yoktur. Ben bundan dolayıdır ki atıl (Boş,tembel) adamın sefil ve rezil hale düştüğü çoğu zaman görülmektedir.

Yaratılış hamurumuz çalışmak üzerine yoğrulmuştur. Gücün, kuvvetin verilmesi çalışmak içindir. Nitekim Kur’an’da mealen “Şüphesiz insan için çalıştığından başkası yoktur.(Necm,39) buyrularak insanlar çalışmaya teşvik edilmişlerdir.

Bediüzzaman Hazretleri çalışmaya olan ilahi sevkle beraber Peygamber teşviğini de şöyle açıklar: “Hazret-i Peygamber (asm) “Çalışıp kazanan Allah’ın sevgili kuludur.” buyurarak İlahi sevki sözleriyle destekleyerek çalışmaya teşvik etmiştir.

Risale-i Nur eserlerinde öncellikle bir yaratıcının olduğunu ortaya koyar. Bu yaratıcı “Kerim” isminin bir tecellisi olarak mükafatı, emeğin içine yerleştirmiştir. Ücretler işin kendisindedir. Yani içindedir. Lezzet emektedir. Emek ise lezzet verir. Faaliyette zevk vardır. Hürmete layık insanlara hürmetten herkese zevk duyar. Merhamet ve şefkate muhtaç olanlara yardım etmekten gelen lezzeti herkes vicdanında hisseder. El emeğini yemeden gelen zevki herkes hisseder.

Atalet, tembellik ve durağanlıkta acı ve ıztırap vardır. Bu sırdan dolayıdır ki her şey -arıdan,sinakten,tavuktan tut, ta güneşe ve aya kadar- tam bir şevk ve lezzetle vazifesinde çalışır. Ardından şöyle bir sonuç çıkarır: “Demek yer ve gök ve bunlarda bulunan varlıklar çalışmanın zevkinden dolayı mükemmel bir şekilde vazifelerini yerine getiriyorlar.” Demek en büyük varlıktan en küçük varlığa kadar her şey [tembel insan ve bazı canavarlar hariç) pür dikkat vazifesinde çalışır.

Bediüzzaman Hazretleri’ne göre bir kısım insanlar faaliyetteki zevk ve lezzeti bilmemektendirler. Çalışmanın zevkine varmamışlardır. Onun için insan zihninde öncellikle doğru bir dünya hayatı ve doğru bir varlık tasavvuru yerleşmelidir.

İnsan zihni her şeyin ve herkesin çalıştığı bir dünya profilinde tembelliğine mazeret bulamaz. İçinde zevk ve lezzetin aşılandığı belki sevk ve lezzetin kendisi olan faaliyetin farkına varmakla insanın, çalışmaya olan iştiyakı artıcaktır. İşin zorluğuna bakmak değil, ondaki lezzete dikkatleri çekmelidir.

İNSANIN ÇALIŞMA AMACI NE OLMALIDIR?

Çalışmak herşeyden evvel insan için bir ihtiyaçtır. İnsan çalışma hayatında dengeli davranmak zorundadır. Dünya ahiret dengesini iyi kurmalıdır. Bediüzzaman Hazretleri çalışma hatanının yalnız dünyevi sonuçlar vermesi gerektiğini söyler. İnsanın bir ömür arcadığı emeğinin sadece geçici dünya nimetlerine mahkum kalmaması gerektiğine dikkatları çeker. Çünkü böyle bir sonuç yalnızca dünyevi, değersiz,geçici,bereketsiz ve kişi için sürekli bir şeydir. Adeta ruhsuz bir ceseddir. Hem İnsanın çalışmaya olan iştiyakını kırmaktadır. Çünkü “Bu kadar çalıştığım yeter. Artık bir köşeye çekilip rahat bir hayat süreyim.“der. İlerleyen yaşlarda insanı tembelliğe atar. Öyle ise insan gözlerini ötelere dikmelidir. Öteleri düşünmelidir. Geçici olmayan ve ebedi olan ahiret hayatını da düşünmek zorundadır.
Baki alemde rahat ve güzel yaşamak dünyadaki çalışmalarına bağlıdır. Böyle bir düşüncede emeğinin bereketleneceğini, Baki meyveler vereceğini ve ömrünün son dakikalarna kadar çalışma isteği duyacağı tasavvuru vardır. Yani “Ebedi hayatıma daha fazla nur göndereceğim.” diye çalışmasına devam eder.

Demek insan için çalışmak yalnızca dünyevi ihtiyaçlarımı gidermek için olmamalıdır. Ahiretinide düşünmelidir. İş hayatındaki amacını ona göre belirlemelidir. Emekteki bir başka hayeyi bediüzzaman Hazretleri Şöyle açıklamaktadır: Toplum yararına olan, umumun menfaatini sağlayan ve sosyal hayatı kolaylaştıran emekler kutsaldır. Demek insan bencil olmamalıdır. Çalışma hayatı insanlığa hizmet etmeli. Hayatı kolaylaştırmalı. İnsanlık için çalışmalı. İnsanlığın saatetine hizmet etmeli. Faaliyetini insani değerlerin ortaya çıkması için seferber etmeli. zira böyle yüksek bir ideali taşıyan bir ruhun önünde hiç bir şey engel olamaz. Hem mesai arkadaşları olan diğer varlıklar da hayata hizmet ediyorlar. Hayatın ihtiyaçlarını dokuyolar. Tüm varlıklar hedef olarak çalışıyorlar. Bediüzzaman Hazretleri Bu konuda sanatkarların sanatını ve kaşiflerin keşiflerini Kur’an’ın
taktir ettiğini ve teşvik ettiğini alınız.Peygamberlere verdiğim mucizelerin bir benzerini yapınız. Onlar nefsin heveslerini terk ettiler. Sizlerde tembelliklerinizi terk ediniz.Benzerlerini yapınız. dediğini söyler.

FAALİYETTE LEZZET VAR

İnsanı tembelliğe atan en ciddi gerçeklerden bir tanesi de çalışmanın lezzetine varamamasıdır.Emekteki zevki hissedememesidir. Çünkü insanlar yeteneklerine uygun işleri tercih etmezler. Halbuki yeteneklerine uygun işlerde çalışmak insanlara zevk ve lezzet vereceğini belirten bediüzzaman Hazretleri Şöyle demektedir:”Bil kuvve bir kabiliyet ve bir istidat, fiil ve amel suretine girerse, inbisat ile teneffüs eder, bir lezzet verir ve bütün faaliyetlerindeki lezzet bu sırdandır.” Demek yetenekler kendilerine uygun mecralar bulmaları halinde gelişerek rahatlayacak ve böylece lezzet ve zevk verecektir. Aksi halde insan zevk almadığı faaliyetlerden sıkılacak. severek değil, kendisini çalışmak zorunda olduğunu hissedecek. Zorunluluk ise çoğu zaman sürekliliği etkiler. İşi bırakmanın yollarını arayacak. En küçük fırsatta faaliyetine son verecektir.

Çalışmasından zevk alamadığını söyleyenler zevk ve lezzetin en büyük düşmanı olan ataletin kucağına kendilerini atarlar. Emekte bulunmadığı
zevki tembellikte arar. Tembellik lezzetin kaynağı değildir. atalet zevk varmez. Atalet ve tembellik varlık içinde bir yok oluştur. Hayat içinde ölümdür. Halbuki işsiz,tembel,istirahatle yaşayan ve rahat döşeğinde uzananlar, çoğu zaman çalışanlardan daha çok zahmet ve sıkıntı çeker. Çünkü atalet, varlık içinde yokluktur.Hayat içinde bir ölümdür. Onun için sıkıntılı ve muzdarip olan işsiz adamdır. O işsizler daima ömründen şikayet eder, eğlence ile çabuk geçmesini isterler. Demek tembellik ve atalet ömrü acılaştırıyor ki, geçmesini arzu ediyorlar “Hey arkadaş, gel seninle bir ses-beş oynayalım” diye günlerini çabuk geçmesini isterler.

Çalışan insanlar ise şükür ve hamd eder, ömrünün hemen geçmesini istemez. Çünkü faaliyet, ceseddeki ruhtur. Hayatın dirliğindir. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle bir örnek verir: “İşçi ve meşakkatli bir halde olan bir fikirden sor, “Ne haldesin?” Aklı başında ise diyecektir ki: “Şükürler olsun rabbime, iyim,çalışıyorum, Keşke çabuk güneş gitmeseydi, bu işide bitirseydim. Vakit çabuk geçiyor, Ömür durmuyor,gidiyor.Vakıa zahmet çekiyorum; fakat bu da geçer. her şey böle çabuk geçiyor” diye, manen ömür ne kadar kıymettar olduğunu, geçmesindeki teessüfle bildiriyor. Demek, meşakkat ve çalışmakla, ömrün lezzetini ve hayatın kıymetini anlıyor.

ÇALIŞMAK, İBADETLERİ TERK ETMEK İÇİN MAZERET DEĞİLDİR

İnsanlar ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çalışmak zorundadırlar.Bizler beslenme ihtiyacı olmayan ve yemek yemeyen bünyelere sahip değiliz. İhtiyaçların süreklilği ise çalışmalarımızın sürekli olmasını zorunlu hale getiriyor. Onun için insan rızkını kazanmayı ibatedlere bir bahane ve özür olarak göre biliyor Halbuki Kur’an-ı Kerim “Siz kulluk etmek için yaratıldınız. Var oluşunuz neticesi ubudiyettir. Rızka çalışmak, emr-i ilahi noktasında bir nevi ubudiyettir. Benim Mahlukatım ve rızıklarını deruhte ettiğim nefisleriniz ve tedarik etmek, Bana aittir. Cinleri ve insanlar ve hayvanların rızıklarını verecek iktidardan mahrumuz. Çünkü bir ekmeği vermek için kırk ele minnet ediyoruz. Ne güneşi döndürerek mevsimleri getirmeye iktidarımız var nede dünyayı döndürerek gece gündüzü. Kısacası sözümüz yerlere ve göklere geçmedikçe gerçek anlamda birilerini beslediğimizi düşünmeyelim. Gerçekte bizler rızıklandırılıyoruz. Çalışmalarımız ise o minetlerin bizlere ulaşması için sebeblerini bir araya getirmeye çalışmaktır.

İbadeti terk edip rızık peşinde kosan inşan insanın hali bir askerin haline benzer. Askerin görevi talim ve cihaddır. Emniyet ve asayişi sağlamaktır. Fakat bu acemi er kendi rızkı peşinde koşsa,çarşı pazar dolaşsa devlet bana belki bir şey vermez veya veremez veya vermekten acizdir itham ettiğinden elbette bir cezayı hak edecektir. İşte insan da bu dünyada bir askerdir.Asli vazifesi Allah’a kulluktur. İbadettir. bunu yerine getirdikten sonra bizlere çalışmayı emreden Rabbimizin buyruğu gereği çalışmaktır. Öyle ise rızka çalışmak bahnesi ibadete mazeret olamaz.

Hem Kamil bir insan olan için çalışmalıdır. yani hakiki mü’min ve tam bir müslüman olmak için hayret göstermelidir. Yani yalnız görüntüden ibaret bir müslümanlık değil, belki iman ve İslam’ın hakikatini kazanmaya çalışmalıdır.

Bediüzzaman HAZRETLERİ’NDEN BİR KISIM PRENSİBLER

-İnsanların çalışması için ilahi sevk ve peygamber teşbiği vardır. Öyle ise çalışma azmini kıracak telkinlere kulak verme

-Emeğe kanaat kötülenmiştir. Kazanca ve mahsule kanaat övülmüştür.

-Tevekkül sebeblere müracaat ettikten sonra neticeyi allah’tan beklemektir. Yoksa sebebleri terk etmek değildir.

-Manzile varmak için doğru usulleri kullan

– Zaman çalışmak zamanıdır.

– Allah’ın koyduğu tabiat kanularını gözet. Eşyanın tabiatına zıt hareket etme.

-Ümmet için çalış. Hem cinsin olan insanlık için çalış. Ta ki hiçbir şey engel olmasın.

-Üretime destek ver. Hayat bundadır. Devlet kapısını ekmek kapısı görme. Orası yalnızca hizmet içindir.

Bir yorum

  1. “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” : İnadın Gözü Meleği Şeytan Görür

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak



Başa Dön