Anasayfa / Genç Kâlemler / Aynadaki gerçek biz

Aynadaki gerçek biz


İlk “ben” dediğimizde aynaya düşeriz aslında. Kendimizi ezelden beri var saymaya o an başlarız. Dünyanın merkezi konumuna geliveririz kısa bir sürede. Ve dünya toprağına tutunmak için elinden geleni yapmaya o an başlar insan. Tabi bir de sonsuzlukta kaybolan benliğini fani sevgilerde aramak ister. Yazık ki eksildiğinin farkına varamaz…

İnsanlar artık aynadaki yanımasından başka bir şey göremez oldu. Kalpler o kadar boşaldı ki gerçek aşk Hz.Rabia’nın kelamlarında kaldı. Kişiliğimizden o kadar ödün verdik ki, bunun mükafatını sadece nefsimiz aldı…

Varlığımızı fark etmeye başladıkça Yaradan’a şükretmek yerine nefsimizin buyurduklarını dinledik. Beğenilme arzusu kapladı tüm benliğimizi. Boş kalplerimizi fani sevgilerle doldurduk. Zinalara yürüdük hızlı adımlarla.

Sevmek için değil, sevilmek içinde aslında çabamız. Varlığımı hissettirecek bir kaç söz, bir kaç sahiplenmeydi istediğimiz. Değerli olmak kavramı, çok farklı anlamlar kazandı. Sadece sevildiğimizi hissettiğimizde değerli olabilme inancına sahip olduk. Yanıldık…

Başımızı kaldırıp kainatın muhteşem düzenine bir göz gezdirebilseydik, sahip olduklarımızın değerini belki o zaman anlayabilirdik. İnsan olarak yaratılmanın bile kadar büyük nimet olduğunu anlayamadık. Rabbimizin bize verdiği asıl değeri anlayamadık.

Nefsi arzularımızın kurbanı olduk. Fani aşklar bizi bırakıp gittiğinde Allah’a sığınıp tevbe etmek istedik de isyan yollarını aşındırdık. Ölümsüz aşka o kadar inanmışız ki yalnız başımıza kaldığımız da, kendimizi bir hiç gibi hissettik. “Beni bırakıp nasıl gidiyor?”, “Hani sonsuza kadar beni bırakmayacaktı?” cümleleriyle belki ömrümüzü feda ettik. Kalbimizi kapkara yapıncaya kadar uğraştık. Ne Hz.Fatıma-ı Zehra’nın iffeti aklımıza geldi ne de Hz.Yusuf’un…

Aradığımız sevgilerde kriterler belirledik. Yalan söylemesin, zengin olsun, güzel olsun, dürüst olsun, beni sevsin. Önceliklerimiz bunlar olmuşken hiç düşündük mü biz ne kadarı olabilmişiz? İffetimiz adına, kulluğumuz adına nasıl bir hayat kurmuşuz? Allah’ın rızasını kazanabilmek için hangi yollara başvurmuşuz…

Dünyaya gelme amacımızı unutup biçare fani sevgilerde avunduk. Sevgiyi parayla, malla mülke ölçmeye çalıştık. Bencilce sahiplendik. Şekil verdik. Kulluğumuzu unutup sadece dünya için kendimiz için yaşadık. Belki de bir ömrü böyle ziyan ederek geçirdik. Rabbimiz için değil de kullar için çabaladık. O beni beğensin, şu beni sevsin… Önemli olan Allah’ın rızasını almak değil miydi? Geçici bir dünyanın geçici varlıklarını sahiplenerek mi rızasını alacağız Rabbimizin?

Ömür geçmeden kendine gelmeli insan. Benliğinin, nefsinin farkına varmalı. Yaşama gayesini bulmalı. Toparlanmalı. Karşısındaki insanı sahiplenmeden sevmeli. Yunus’un da dediği gibi “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmeli” sadece. Fani aşklara kapılmadan yaşamalı. Kalpleri geç olmadan huzurla doldurmalı. Tıpkı dünyaya geldiği gibi tertemiz teslim etmeli nefsi. Hesap günü geldiğinde utanmadan Rabbi’nin karşısında durabilmeli. Üç beş günlük zevkler için koskoca bir ömrü harcamadan fark etmeli…

Bu konuyla ilgili Yorum Yapın

Mailiniz yayınlanmayacak



Başa Dön
bedeli ödüceksin yavsak